Orijinalini görmek için tıklayınız : şeyh şamil kimdir?
asringüzeli
09-07-2007, 10:42 PM
Şeyh Şamil (1797 - 1871) İmam Şamil 1797 yılında Dağıstan’ın Gimri köyünde dünyaya geldi. Babası bölgenin yerli halklarından Avar Türklerine mensup Dengau Muhammed’dir. 15 yaşında iken at binerek kılıç kuşandı. 20 yaşına geldiğinde iki metreyi aşan boyu ile atlama, ateş etme, güreş, koşu, kılıç gibi spor dallarında üstün yetenek sahibi olmuştu. Öğrenimine bilgin Said Harekani’nin yanında başladı. Daha sonra kayınpederi olan Nakşibendi Şeyhi Cemaleddin Gazi Kumuki’nin öğrencisi oldu. Kendinden önce İmamet makamında bulunan Gazi Muhammed ve Hamzat Beg’in müşavirliğini yaptı. Son derece sade ve kanaatkar bir hayatı vardı. İmam Şamil, muhtelif zamanlarda beş defa evlenmiş ve bu izdivaçların bazıları dini ve siyasi sebeplerle olmuştu. Şamil’in Fatimat, Cevheret, Zahidet, Emine ve Şovanat ismindeki zevcelerinden Ahmed Cemaleddin, Muhammed Gazi, Muhammed Said, Muhammed Şefi, Cemaleddin ve Muhammed Kamil isimli altı oğlu ile Fatimat, Nafisat, Necabat, Bahu-Mesedu ve Safiyat isimli beş kızı oldu. Şamil, İmam yani devlet başkanı seçildikten sonra ilk iş olarak iç işlerini ele aldı. Ruslara karşı daha etkili savaşmak için lüzumlu idari ve askeri teşkilatları yeni esaslara göre tanzim etti. Bir taraftan askeri tedbirler alıp düşmana karşı savunma savaşları verirken, diğer taraftan da muntazam adli ve idari sivil bir devlet mekanizması geliştirmiş, medreselerde eğitime önem verdirmiş, fikir ve sanat alanında da büyük adımlar atılmasını sağlamıştır. Döneminde tophaneler, baruthaneler, silahhaneler yapılmış, muntazam birlikler halinde askeri teşkilat kurulmuştur. Güçlü hitabeti, kararlı tutumu ve askeri dehasıyla büyük başarılar kazanmış, ünü kısa zamanda yayılarak, otoritesi Dağıstan civarında yaşayan geniş topluluklar tarafından kabul edilmiştir. İmam Şamil, idare sistemini yeniden düzenlerken, ülkeyi naiplik ve vilayetlere ayırarak bunların başına hem askeri hem de sivil yetkilerle donatılmış naipleri getirdi. Üç veya dört naiplik bir vilayet idi. Vilayetlerin başındaki naibin rütbesi daha yüksekti. Ayrıca, her biri birer savaş kahramanı olan bu yüksek rütbeli naiplerden Ahverdil Muhammed, Kabet Muhammed, Şuayıb Molla, Taşof Hacı, Danyal Sultan, Nur Muhammed, Hitinav Musa, Sadullah, Duba Hacı, Hacı Murat ve Şamil’in büyük oğlu Muhammed Gazi, gazavat’ın adı anılması gereken başlıca kahramanları oldular. Şamil imam seçildiği 1834 yılından 1859 yılına kadar Rusya’nın büyüklüğü ve kudretine rağmen yılmadan mücadeleyi sürdürdü. Kendinden önceki iki imamın döneminde de fiilen 10 yıl savaşlara iştirak ettiğinden durup dinlenmeden cihad ettiği süre tam 35 yılı bulmuştur. Bu süre zarfında Rus kuvvetlerine büyük zayiatlar vermiş ancak kısıtlı sayıdaki asker sayısı da günden güne erimiştir. 1839’da Ahulgo Tepesinde 3.000 mürid ile General Grabbe komutasındaki 10.000’i aşkın üstün donanımlı Rus ordusunun kuşatmasına 80 gün süreyle direnişi harp tarihine geçmiştir. Şamil bu savaşta eşi Cevheret’i, oğlu Said’i ve kızkardeşi Mesedo’yu kaybetmiş, 8 yaşındaki oğlu Cemaleddin’i Ruslara rehin vermek zorunda kalmıştır. Bu dehşet verici savaşlarda sadece insan kaybı olmadı. Ruslar, ancak aylar süren savaşlar sonunda işgal edebildikleri bölgelerde, ağaçları, ormanları yakıp, bir tek canlı yaratık bırakmadan ilerlerdiler. Savaşlara iştirak eden Rus komutanlarından Milyutin, 80 gün devam eden Ahulgo savaşı hakkında hatıratında şu satırlara yer verir; "Artık muharebenin sevk ve idaresi kumandanların elinden büsbütün çıkmıştı. Hiddetlerinden köpürmüş, adeta çıldırmış bir hale gelen dağlılar, ulu orta askerlerimizin üzerine saldırıyor, süngü ucunda can verinceye kadar dövüşüyorlardı. Kadınlar bile kendilerini kudurmuş gibi müdafaa ettiler ve silahsız oldukları halde sıra sıra süngülerimizin üzerine atıldılar. Lakin muvaffakiyet için her türlü fedakarlığı göze almış olan Rus kumandanlığı inatla taarruzlara devam etti. Teslim olmayı katiyyen reddeden dağlılar, hiçbir ümitleri kalmadığı halde kahramanca dövüştüler. Kadınlar, çocuklar ellerindeki kamalarla Ruslara hücum ediyor, süngülerin önünde göz kırpmadan can veriyorlardı. Bazıları ise kendilerini ve çocuklarını korkunç uçurumlara atıyorlardı. Yaralılar bile inanılmaz şekilde dövüşüyordu." Dost ülkelerden hiçbir yardım göremeyen İmam Şamil’in, nihayet elindeki bütün kuvvet kaynakları tükenir ve 1859’un 6 Eylül’ünde Gunip’te Prens Baryatinsky komutasındaki 70.000 kişilik Rus ordusuna, yanında birkaç yüz kişi kalıncaya kadar direndikten sonra teslim olur. İmam Şamil, aile efradı ve 40 kadar adamı Petersburg’a Çar’ın sarayına götürülür. Rus Çarı II.Aleksandr tarafından sarayın kapısında hayrete düşülecek derecede nazik karşılanır. Çar, babası 1.Nikola’ya ve ihtişamlı ordularına tam otuzbeş yıl Kafkasya’yı zindan eden, zamanının bu en büyük kahramanını karşısında görür görmez, yüzünden ve sakalından hayranlıkla öpmekten kendini alıkoyamaz. İmam Şamil bir ay kadar sarayda misafir edildikten sonra, saygın tutsak olarak esaret yıllarını geçireceği Kaluga’ya gönderilir. Ancak Şamil ve ailesine esaret çok ağır gelir. İki yıl içinde Şamil’in simsiyah saçları beyazlar. Büyük kızı Nafisat ile gelini Muhammed Gazi’nin karısı Kerimet üzüntüden vereme yakalanarak ölürler. Aradan ancak on yıl geçtikten sonra Çar, onun Hac’ca gitmesine izin verir. Ancak bir tedbir olarak oğlu Muhammed Şefi’yi alıkoyar ve Hacc’ı ifa ettikten sonra derhal Rusya’ya dönmesini şart koşar. Şamil, 1870 yılında maiyetindeki adamları ile birlikte Rusya’dan ayrılarak önce İstanbul’a uğrar. Sultan Abdülaziz tarafından karşılanarak sarayda ağırlanır. Şamil’in İstanbul’a uğradığı haberi duyulduğunda şehirde yer yerinden oynamış, halk bu büyük kahramanı görebilmek için saray kapılarına akın etmişti. Şamil, aşkına düştüğü son menzile bir an evvel varmak için Sultan’ın kendisine tahsis ettiği gemi ile yola koyulur. Cidde limanında Mekke Emiri, şehrin ileri gelenleri ve mahşeri bir kalabalık tarafından törenlerle karşılanarak Mekke’de Şürefa dairesinde misafir edilir. Hac sırasında orada bulunduğunu duyan, dünyanın dört bir yanından gelmiş yaklaşık yüzbin müslümanın onu görmek için yarattığı izdiham sonucu, hükümet makamları İmam Şamil’i Kabe’nin üstüne çıkarmak suretiyle bu hayran kalabalığın arzusunu tatmin edebildi. Şamil, hac farizasını yerine getirdikten sonra Medine’ye geçer. Medine günlerinde son derece takatten düşer, çektiği büyük ızdırap artık tahammül edilmez bir hal alır ve hastalanarak yatağa düşer. Bütün hayatını ülkesinin milli bağımsızlığına adayan, askeri dehasını bütün dünyaya ve bizzat ebedi düşmanı Rus yüksek makamlarına dahi kabul ettiren, adını dünya tarihine "gelmiş geçmiş en büyük gerilla lideri" olarak yazdıran İmam Şamil 4 Şubat 1871’de 74 yaşında iken hayata gözlerini yumar.
cenabprezident
09-08-2007, 09:09 AM
Melumata gore cox sagolun ancaq Şeyxin Azerbaycan Dövlet adamlarıyla ne elaqesi var? Şeyxin idareciliyi bu günün Dağıstan erazisinde olub.
bakilibalasijam
09-10-2007, 06:46 PM
asringüzeli etrafli melumata gore cox sagol
astana
09-10-2007, 06:57 PM
PaylaŞimin İÇİn Ssaol.bende ArkadaŞa Katiliyorum Şeyhİn Azerbaycan'la Ne Alakasi Var?ama Bİlgİler GÜzel..
elif76
09-10-2007, 07:03 PM
güzel paylasimin ve bilgiler icin tesekkürler asringüzeli.
cenabprezident
09-15-2007, 08:41 AM
Avarlar: Anayurtları Kuzey Doğu Kafkasya'da yer alan ve başlı başına bir ülke olan, Arapların "Cebelüssine" yani "Diller Dağı" olarak andıkları Dağıstan'ın merkezi olan Avaristan'dır. Birçok kaynağa Avarya olarak geçmiş bu bölgeye Avar Klanları kat'i surette başka bir halkın yerleşmesine izin vermemişlerdir. Kafkasya Avarlar'ı Beyaz tenli Kafkas ırkının bütün özelliklerini dominant şekilde yansıtırlar.
Avarlar , İmam Şamil'in torunu merhum Said Şamil Bey'in yorumuyla "siper savaşçıları"- dırlar ,sadece Kafkas-Rus savaşlarında bile Avaristan'ın kalelerini savunurken gösterdikleri eşsiz cesaret örnekleri bu yargıyı doğruluyor. Bu savaşlarda kendilerini "Tanrı'nın eli" gibi gören moskof generalleri bile bu cesaret örneklerini hayranlık dolu cümlelerle savaş günlüklerine yazmaktan kendilerini alamamışlardır.
Karakter olarak sadece Dağıstan'a has "Dağlı" adı ve eşsiz "Dağlı" kültürünün bir ürünü olan yüzlerce yıllık Avar adetleri İslam'ın etkisiyle biraz kırpılmış olsada etkisini hala devam ettirmektedir. Dağıstanlı herhangi bir komşu halka Avarlar'ı sorarsanız 1000 yıldır söylenilen şeyi söyleyecektir : "...kafalarına koyduklarını yapan halk..."
Tarihe baktığınızda Avarlar'ın asla başsız - sancaksız yaşamadıklarını görürsünüz. Avar Tarihi bir bakıma Hanlıklar tarihidir. Hanlık merkezi herzaman Hunzak olan Avarlar Klanları bu Hanlığa bağlı olmakla birlikte kendi karar mekanizmalarını kendi avullarının en yaşlılarının oluşturduğu heyetlerle alırlardı.
"Avar" adı Kafkasya Avarlar'ının çok önem verdikleri ozanlığın ürünü olan eski efsanelerinde , uzun hikayeler anlatan şiirlerinde sıkça geçmektedir , Avarca yapılan dualarda geçen ve Peygamber adları söylenirken ism-i şerifin önüne getirilen "Avarag" adı buna sadece küçük bir örnek... Mesela "Avarag Mahamad" Hz.Peygamber a.s için bir anış tarzıdır.
Kafkasya Avarlar'ı , kendi içlerinde Andi ve Dido isimli iki büyük kola ayrılır.
Andiler; Andi, Akhvah, Bagulal, Botlikh, Godoberi, Karata, Tindal ve Çamalal alt-kollarına ayrılır.
Didolar; Bejta, Ghinuh, Gunzib, Hvarşin, Çez-Dido alt-kollarına ayrılır.
Kara-Koysu Nehri'nin yukarı taraflarına yerleşen Arçinler de, tarihi olarak Avarların bir koludur.
Kafkasya Avarlar'ı dışarıya kendilerini Avar olarak tanıtmakla birlikte kendi içlerinde milletlerini "Ma'arul" veyahut "Ma'arulaw" olarak adlandırırlar. Kelime kökü "Mu'rul Avar'al" yani "Dağ Avarlar'ı"ndan gelmekle birlikte zamanla sadece "Dağlı" anlamına gelen "Ma'arula" adı kullanılır olmuştur.
Din olarak 1000 küsür yıldır Sünni İslam inancında olan Avarlar, komşuları Çeçenler'le aynı yıllarda İslam olmuşlardır. Avarlar arasında İslam'ın kabulünden bu yana Nakşibendilik Tarikatı hep kabul görmüş ve en çok taraftarı olan Tarikat olmuştur.
Avarlar'ın arasında tarım ve hayvancılık ile özellikle el sanatları yaygındır. Dağlı ustaların ellerinden çıkan eserler paha biçilmezdir, şu an Türkiye ve yakın Doğu'daki kuyumculuk sektörünün kullandığı motifler dikkatle incelenirse Dağıstan mührü görülecektir. Zira Atayurttan göç eden Ustalar gittikleri yerlerde mesleklerine devam ederek bu kültürlerde kalıcı izler bırakmışlardır.
Kafkasya Avarlar'ının Dili yada Ma'arul Mats bir Kuzey Doğu Kafkasya Dilidir. Kafkasya Avarlar'ının dili eski Mezopotamya agglutinatif dilleriyle benzerlik gösterir, Hurriler, Sin-Tibetler ve en cok Ket (Yenisey-Ostyak) diline ki şu an Batı Sibirya'da bu dilin 500'den daha az kullanıcısı kalmıştır. (agglutinatif dillerde kelimelerin anlamları, sonlarına gelen hece ekleriyle kelime kökü değişmeden yeni formlarına uyarlar.)
2007 yılı tahmini verilerine göre Avarların nüfusu; 840.000’i Dağıstan’da olmak üzere Rusya’da 1.050.000.'nin üzerindedir. Bu rakama Rusya dışında ki diğer eski Sovyet Cumhuriyetlerinde ki 300.000 Avar'ı eklersek, eski Sovyet toprakları üzerinde sayılarının 1.350.000'i bulmaktadır. Ayrıca çoğunluğu Türkiye'de olmak üzere çeşitli (Suriye, Ürdün, Irak, Mısır, Suudi Arabistan, Lübnan, ABD, Almanya, Fransa vb.) ülkelerde toplam 180.000 ile 200.000 kadar Avar yaşadığı tahmin edilmektedir.
Khunzakh, Antsukh, Çaroda ve Gidatl olmak üzere dört ana diyalektiği bulunan Avar Dili'nin "lingua franca" sı Khunzakh (bolmats) dialektiğidir. Khunzakh dialektiği yazı dilindede ortak dildir.
Kafkas Rus savaşlarına önderlik etmiş 3 büyük İmam, Gazi Muhammed, İmam Hamzat, ve (Kafkasya Kartalı, Dağıstan Arslanı) olarak anılan İmam Şamil'de Avar'dır.
Ayrıca Kafkas-Rus savaşlarında savaşçılığıyla meşhur olmuş Hacı Murad'da Avarlar'a mensuptur. Şiirlerindeki felsefeyle tanınmış şair Rasul Hamzatov'da Avarlar'dandır.
azeröz
11-06-2007, 01:37 PM
Şeyh Şamil (1797 - 1871) İmam Şamil 1797 yılında Dağıstan’ın Gimri köyünde dünyaya geldi. Babası bölgenin yerli halklarından Avar Türklerine mensup Dengau Muhammed’dir. 15 yaşında iken at binerek kılıç kuşandı. 20 yaşına geldiğinde iki metreyi aşan boyu ile atlama, ateş etme, güreş, koşu, kılıç gibi spor dallarında üstün yetenek sahibi olmuştu. Öğrenimine bilgin Said Harekani’nin yanında başladı. Daha sonra kayınpederi olan Nakşibendi Şeyhi Cemaleddin Gazi Kumuki’nin öğrencisi oldu. Kendinden önce İmamet makamında bulunan Gazi Muhammed ve Hamzat Beg’in müşavirliğini yaptı. Son derece sade ve kanaatkar bir hayatı vardı. İmam Şamil, muhtelif zamanlarda beş defa evlenmiş ve bu izdivaçların bazıları dini ve siyasi sebeplerle olmuştu. Şamil’in Fatimat, Cevheret, Zahidet, Emine ve Şovanat ismindeki zevcelerinden Ahmed Cemaleddin, Muhammed Gazi, Muhammed Said, Muhammed Şefi, Cemaleddin ve Muhammed Kamil isimli altı oğlu ile Fatimat, Nafisat, Necabat, Bahu-Mesedu ve Safiyat isimli beş kızı oldu. Şamil, İmam yani devlet başkanı seçildikten sonra ilk iş olarak iç işlerini ele aldı. Ruslara karşı daha etkili savaşmak için lüzumlu idari ve askeri teşkilatları yeni esaslara göre tanzim etti. Bir taraftan askeri tedbirler alıp düşmana karşı savunma savaşları verirken, diğer taraftan da muntazam adli ve idari sivil bir devlet mekanizması geliştirmiş, medreselerde eğitime önem verdirmiş, fikir ve sanat alanında da büyük adımlar atılmasını sağlamıştır. Döneminde tophaneler, baruthaneler, silahhaneler yapılmış, muntazam birlikler halinde askeri teşkilat kurulmuştur. Güçlü hitabeti, kararlı tutumu ve askeri dehasıyla büyük başarılar kazanmış, ünü kısa zamanda yayılarak, otoritesi Dağıstan civarında yaşayan geniş topluluklar tarafından kabul edilmiştir. İmam Şamil, idare sistemini yeniden düzenlerken, ülkeyi naiplik ve vilayetlere ayırarak bunların başına hem askeri hem de sivil yetkilerle donatılmış naipleri getirdi. Üç veya dört naiplik bir vilayet idi. Vilayetlerin başındaki naibin rütbesi daha yüksekti. Ayrıca, her biri birer savaş kahramanı olan bu yüksek rütbeli naiplerden Ahverdil Muhammed, Kabet Muhammed, Şuayıb Molla, Taşof Hacı, Danyal Sultan, Nur Muhammed, Hitinav Musa, Sadullah, Duba Hacı, Hacı Murat ve Şamil’in büyük oğlu Muhammed Gazi, gazavat’ın adı anılması gereken başlıca kahramanları oldular. Şamil imam seçildiği 1834 yılından 1859 yılına kadar Rusya’nın büyüklüğü ve kudretine rağmen yılmadan mücadeleyi sürdürdü. Kendinden önceki iki imamın döneminde de fiilen 10 yıl savaşlara iştirak ettiğinden durup dinlenmeden cihad ettiği süre tam 35 yılı bulmuştur. Bu süre zarfında Rus kuvvetlerine büyük zayiatlar vermiş ancak kısıtlı sayıdaki asker sayısı da günden güne erimiştir. 1839’da Ahulgo Tepesinde 3.000 mürid ile General Grabbe komutasındaki 10.000’i aşkın üstün donanımlı Rus ordusunun kuşatmasına 80 gün süreyle direnişi harp tarihine geçmiştir. Şamil bu savaşta eşi Cevheret’i, oğlu Said’i ve kızkardeşi Mesedo’yu kaybetmiş, 8 yaşındaki oğlu Cemaleddin’i Ruslara rehin vermek zorunda kalmıştır. Bu dehşet verici savaşlarda sadece insan kaybı olmadı. Ruslar, ancak aylar süren savaşlar sonunda işgal edebildikleri bölgelerde, ağaçları, ormanları yakıp, bir tek canlı yaratık bırakmadan ilerlerdiler. Savaşlara iştirak eden Rus komutanlarından Milyutin, 80 gün devam eden Ahulgo savaşı hakkında hatıratında şu satırlara yer verir; "Artık muharebenin sevk ve idaresi kumandanların elinden büsbütün çıkmıştı. Hiddetlerinden köpürmüş, adeta çıldırmış bir hale gelen dağlılar, ulu orta askerlerimizin üzerine saldırıyor, süngü ucunda can verinceye kadar dövüşüyorlardı. Kadınlar bile kendilerini kudurmuş gibi müdafaa ettiler ve silahsız oldukları halde sıra sıra süngülerimizin üzerine atıldılar. Lakin muvaffakiyet için her türlü fedakarlığı göze almış olan Rus kumandanlığı inatla taarruzlara devam etti. Teslim olmayı katiyyen reddeden dağlılar, hiçbir ümitleri kalmadığı halde kahramanca dövüştüler. Kadınlar, çocuklar ellerindeki kamalarla Ruslara hücum ediyor, süngülerin önünde göz kırpmadan can veriyorlardı. Bazıları ise kendilerini ve çocuklarını korkunç uçurumlara atıyorlardı. Yaralılar bile inanılmaz şekilde dövüşüyordu." Dost ülkelerden hiçbir yardım göremeyen İmam Şamil’in, nihayet elindeki bütün kuvvet kaynakları tükenir ve 1859’un 6 Eylül’ünde Gunip’te Prens Baryatinsky komutasındaki 70.000 kişilik Rus ordusuna, yanında birkaç yüz kişi kalıncaya kadar direndikten sonra teslim olur. İmam Şamil, aile efradı ve 40 kadar adamı Petersburg’a Çar’ın sarayına götürülür. Rus Çarı II.Aleksandr tarafından sarayın kapısında hayrete düşülecek derecede nazik karşılanır. Çar, babası 1.Nikola’ya ve ihtişamlı ordularına tam otuzbeş yıl Kafkasya’yı zindan eden, zamanının bu en büyük kahramanını karşısında görür görmez, yüzünden ve sakalından hayranlıkla öpmekten kendini alıkoyamaz. İmam Şamil bir ay kadar sarayda misafir edildikten sonra, saygın tutsak olarak esaret yıllarını geçireceği Kaluga’ya gönderilir. Ancak Şamil ve ailesine esaret çok ağır gelir. İki yıl içinde Şamil’in simsiyah saçları beyazlar. Büyük kızı Nafisat ile gelini Muhammed Gazi’nin karısı Kerimet üzüntüden vereme yakalanarak ölürler. Aradan ancak on yıl geçtikten sonra Çar, onun Hac’ca gitmesine izin verir. Ancak bir tedbir olarak oğlu Muhammed Şefi’yi alıkoyar ve Hacc’ı ifa ettikten sonra derhal Rusya’ya dönmesini şart koşar. Şamil, 1870 yılında maiyetindeki adamları ile birlikte Rusya’dan ayrılarak önce İstanbul’a uğrar. Sultan Abdülaziz tarafından karşılanarak sarayda ağırlanır. Şamil’in İstanbul’a uğradığı haberi duyulduğunda şehirde yer yerinden oynamış, halk bu büyük kahramanı görebilmek için saray kapılarına akın etmişti. Şamil, aşkına düştüğü son menzile bir an evvel varmak için Sultan’ın kendisine tahsis ettiği gemi ile yola koyulur. Cidde limanında Mekke Emiri, şehrin ileri gelenleri ve mahşeri bir kalabalık tarafından törenlerle karşılanarak Mekke’de Şürefa dairesinde misafir edilir. Hac sırasında orada bulunduğunu duyan, dünyanın dört bir yanından gelmiş yaklaşık yüzbin müslümanın onu görmek için yarattığı izdiham sonucu, hükümet makamları İmam Şamil’i Kabe’nin üstüne çıkarmak suretiyle bu hayran kalabalığın arzusunu tatmin edebildi. Şamil, hac farizasını yerine getirdikten sonra Medine’ye geçer. Medine günlerinde son derece takatten düşer, çektiği büyük ızdırap artık tahammül edilmez bir hal alır ve hastalanarak yatağa düşer. Bütün hayatını ülkesinin milli bağımsızlığına adayan, askeri dehasını bütün dünyaya ve bizzat ebedi düşmanı Rus yüksek makamlarına dahi kabul ettiren, adını dünya tarihine "gelmiş geçmiş en büyük gerilla lideri" olarak yazdıran İmam Şamil 4 Şubat 1871’de 74 yaşında iken hayata gözlerini yumar.
İmam Şamil'in hafızalara kazınması gereken çok güzel bir sözü var.Bağımsızlığın Türk için ne kadar önemli olduğu bu lafın arkasında gizlidir."İllerle baş aşağı yaşamaxdansa bir yollux başsız yaşamax yaxşıdır."Bu söz O'nun ne kadar büyük bir insan olduğunu kanıtlamaya yetmezmi?
EMIL TURK
03-22-2008, 02:14 PM
Melumat ucun teshekkurler. Dagistan xalqlarinin igidliyine teecub edirem, cunki, orada turksoylu olmayan hec bir xalq, hec bir etnik qrup - cecenlar da daxil olmaqla bu gun ereblerin desteyi olmadan hec neye qasdir deyiller. Butun turk olanlar, esla chechenlara hesed aparmayin, ereb sheyxinin iti olub, pul xatirine muharibe edan milletin numayendesini hec qapima it kimi baglamaram. Dunyada Hesed aparilacaq bir millet var:
NE MUTLU TURKUM DEYANA! Turkun menbeyi, turkun beshiyi QAFQAZDIR - AZERBAYCANDIR!
EMIL TURK
03-22-2008, 02:19 PM
."İllerle baş aşağı yaşamaxdansa bir yollux başsız yaşamax yaxşıdır." - bu soz esrler evvel XALQ QEHREMANIMIZ B A B E K in dilinden daha gozel oz ifadesini tapib. BABEKDEN sonra sheyx shamilden bu sozun plagiatini eshitmaya kimin hevesi var??? manim yoxdur.
QIRX IL QUL KIMI YASHAMAQDANSA, BIR GUN AZAD YASHAMAQ YAXSHIDIR!
B A B E K
gonulbagi
03-22-2008, 02:39 PM
merhaba arkadaslar
Genel kultur adina hergun bu forumda farkli birseyler okuyup ogreniyorum bu forumu bunun icin seviyorum.
bunun icin hepinize tesekkur ediyorum. emeginize yureginize saglik.
Kuthan
03-22-2008, 03:41 PM
Teşekkürler hepinize.
vBulletin v3.7.2, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.