PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 'ABD 'nin 'GÜL 'ü


canazer
09-03-2008, 05:26 PM
ABD Yargısı, Gülen'in Yeşil Kart Başvurusunun Kabul Edilmesine Karar Verdi; Gerekçe:
'Gülen ABD'ye faydalı'

İkisinin ortak yanı nedir?
"ABD'ye faydalı olmak."

Gülen'in "faydalılığı" mahkeme kararıyla tescilli.

Tayyip'in "faydalı"lığı ise, Amerika'da yapılan bir toplantıda "onu delikten süpürmeyin, kullanın" sözleriyle yardımcısı tarafından onaylandı.

Avukatları en son mahkemeye verdikleri dilekçede "müvekkillerinin siyaset ve dini çalışmalar alanında olağanüstü yetenek olduğunu, çalışmalarının ABD'nin terörle mücadelesine faydalı olduğunu" belirttiler.

Fethullah Gülen'in avukatları, Gülen'e yıllardır yaşadığı Amerika'da vize (yeşil kart) almak için yaptıkları başvuruda önce Gülen'in "eğitimci" olduğunu, "kendi alanında olağanüstü yetenek" olduğunu ileri sürdüler; bu gerekçeleri mahkemede itibar görmeyince, son başvurularında çok daha "gerçek" bir gerekçeyle taleplerini yinelediler: "Fethullah Gülen'in siyasi ve dini çalışmaları, ABD'nin terörle mücadelesine faydalıdır."

Doğrusu buydu.

Gülen'in ABD'nin terörle mücadelesine faydası nasıl oluyor peki? Onu da biz söyleyelim: Fethullah Gülen de ABD'nin "ılımlı islam" projesine hizmet ediyor. Gülencilerle AKP'yi yanyana getiren etkenlerden biri de budur zaten.

Amerikan Savcısı buna rağmen itiraz etmişti Gülen'e yeşil kart verilmesine. Savcı itirazını yaparken Gülen'in CIA'yla içli dışlı olduğu, CIA'yla finansal ilişkilerinin bulunduğunu da ortaya sermişti (Bkz. Yürüyüş, sayı: 153)

Gülen'in Yeşil Kart başvurusu geçen hafta karara bağlanmış. 16 Temmuz 2008 günü Hakim Stewart Dalzell tarafından açıklanan kararda, "ABD makamları Gülen'in dini ve eğitim konularındaki çalışmalarını geniş anlamda yorumlamalı" denilerek şu hüküm veriliyor: "Dinler arası gerilim yaşandığı şu dönemde, kendisinin diyalog çalışmaları ABD'ye faydalıdır".

Fethullah Gülen, yıllardır zaten ABD himayesindedir. Amerikan yönetiminin en üst düzey onayıyla barındırılmaktadır orada. Yeşil kart başvurusunun bu aşamalardan geçmesi, düzenin kendi bürokratik prosedürünün gereğidir ancak sonuçta bir formaliteden öte anlamı da yoktur.

Hatırlanacağı gibi, Fethullah Gülen, ABD'ye yerleştiğinde Türkiye'de yargılanan ve "aranan" biriydi. Ama kimse onu oradan iade etmeyi düşünmedi. Kimse orada "Türkiye'de işlendiği suçlardan yargılansın" diye talepte bulunmadı. Devrimciler söz konusu olduğunda "niye iade edilmiyor, niye yargılanmıyor" diye çığırtkanlık yapanlar, Fethullah için aynı çığırtkanlığı yapmadılar. Çünkü o ABD'nin himayesine mazhar biriydi.

Yeşil Kart başvurusuyla ilgili verilen son karar, bu himayenin nedenini de tarih önünde açıkça tescil etmiş oldu.

Tayyip Erdoğan'ın 2004 Ocak ayında ABD'ye yaptığı ziyaret sırasında New York Times Gazetesi'nde çıkan bir yazıda Erdoğan için şöyle söyleniyordu: "Erdoğan kuvvetli bir biçimde batı yanlısı... Amerika'nın Erdoğan'ın başarısında güçlü çıkarları var."

Gülen'le ilgili mahkeme kararıyla bu yazının içeriği aynıdır.

İkisinde de vurgulanan, Erdoğan'ın ve Gülen'in faaliyetlerinin "Amerika'ya faydalı" olduğudur.

Peki bu "tescil"in islamcılar açısından bir anlamı olacak mı? Bir tarikat liderinin Amerikan himayesindeki yaşamı ve faaliyetleri onları hala rahatsız etmeyecek mi?

Ne yazık ki düzen islamcılığı açısından bu sorunun olumlu bir cevabı yok. Tam tersine Amerikancılık, Amerika'yla ittifak yapmak, Amerika'da yaşamak, çocuklarını Amerika'da okutmak, Amerikan pas***rtlu olmak, islamcı kesimlerde kanıksanmış ve benimsenmiş bir olgudur. Amerika'ya "büyük şeytan" diyen kültür onların çok uzağındadır artık.

Elbette islamcılar da Gülen'in ya da AKP'nin Amerikaya "faydalı" olarak Amerika'nın desteğini aldıklarının farkındadırlar. Mesela birkaç yıl önce Yeni Şafak yazarlarından biri şöyle yazmıştı:

"[Amerika'da Türkiye'ye yüklenen misyon] islam dünyasını Anglo-Amerikan cephe için terbiye etme, dönüştürme, islah etme misyonu. Başka deyişle islam dünyasını ABD adına terbiye etmek." (İbrahim Karagül, 29 Ocak 2004)

Bu tespitler de Gülen ve AKP'nin durumunu (ve yüklendikleri misyonu) oldukça net ortaya koyuyor. Fakat belirttiğimiz gibi, bu tespitler de islamcı camiada çok önemli görülmüyor.

Mazlum milletlerden yana olan bir insan, mazlum milletleri acıya, gözyaşına, kana boğan bir ülkeye faydalı olmayı reddeder.

Haktan, adaletten yana bir insan, salt bu gerekçeyle verilen bir vizeyi de reddeder.

Ama Fethullah Gülen'de böyle bir tavır aramak boşunadır. Genel olarak düzen islamcılığında böyle bir tavır aramak boşunadır.

Merve Kavakçı'nın ABD vatandaşlığını "Türkiye'nin menfaatlerini kollama açısından büyük bir imkandır" diye savunan Recai Kutan'ı hatırlayın.

Bu kafa Amerika'nın himayesinde olmayı reddeder mi?

Veya, aşağıda aktaracağımız şu satırları yazan, şu satırların yazılmasını normal karşılayan kültür, Gülen'i yargılar mı?

"Kusurları olsa da demokrasinin işlediği bir 'Batı' ülkesinde, lüks bir otelde ezan okuyarak kadınlı erkekli, hepsi okumuş yazmış güzel insanlarla Cuma namazı kılmak insana heyecan vermekle kalmıyor... Bu beyinlerin sahiplerinin örtüsüne, namazına, niyazına, sakalına, saçına... karışmayan ABD, bizim mağdurları da istihdam ediyor, üniversitelerinde ders verdiriyor, şirketlerinde iş veriyor, çoğuna vatandaşlık da veriyor..." (Hayrettin Karaman, Yeni Şafak yazarı)

Hayranlığa bakın.

Zaten bu hayranlıktan dolayıdır ki, islamcılar, her fırsatta soluğu Amerika'da alıyorlar.

Güya türban nedeniyle bu ülkede okuyamayanlar, nedense öncelikli tercih olarak Amerika'ya gidiyorlar (elbette burada parababası islamcılardan söz ediyoruz.)

Türban sorunu olmasa da oğullarını da Amerika'ya gönderiyor tarikat sermayesiyle holdingler kuranlar veya AKP içinde semirenler.

Neden böyle olduğunu Fehmi Koru da şöyle anlatıyordu eskiden:

"Tarihi kanlı savaşlarla dolu yaşlı kıta Avrupa, İslâm konusunda daha önyargılı insanların yaşadığı bir coğrafyaydı; buna karşılık, genç ABD, demokratik gelenekleriyle İslâm Dünyası'na daha yakındı... Avrupa'da önyargılarla boğuşmak zorunda kalan Müslümanlar, ABD'de geniş özgürlüklerden yararlanıyorlardı..."

Aktardığımız bu alıntının başında dediğimiz gibi, asıl önemli ve vahim olan, bunların yazılması değil, bunların hemen tüm islamcı kesimlerde normal karşılanmasıdır.

Hem de yanıbaşımızda Afganistan ve Irak işgal edilmişken... Hem de İsrail siyonizminin Filistin'e zulmünün Amerikan desteğiyle sürdüğü açıkça ortadayken... Ve hem de, Amerika, adeta dünyadaki tüm Müslüman ezilen halkları "terörist" ilan etmişken...

Amerika 11 Eylül'den bu yana yabancılara ama özellikle de Müslümanlara karşı tam bir düşmanlık politikası izliyor. Tüm emperyalist dünya, ABD'nin başını çektği bir kampanyayla Müslümanları aşağılıyor, hor görüyor.

Ve işte ülkemizdeki islamcılık, tam da böyle bir dönemde, ABD'yle daha fazla yakınlaşıyor.

Yakınlaşmanın teorisi de var; "Hoca"ları, şöyle buyurmuştu:

"ABD'yi karşımıza alarak dünyanın hiçbir yerinde bir iş yapmamız mümkün değildir."

Fethullah Gülen, kendisine ait olan bu sözlerin gereğini yerine getiriyor. Tayyip Erdoğan aynı anlayışla hareket ediyor. "İş" yapmak için, yaptıkları her işin önce "ABD'ye faydalı" olmasını esas alıyorlar.

Amerikan yargısı ve medyası, onların "ABD'ye faydalı" olduğunu tescil ederken, biz de tarih önünde bir kez daha belirtelim ki, başını Gülen ve Erdoğan'ın çektiği Amerikan islamcılığı, Amerikan emperyalizminin halkımıza ve dünya halklarına karşı işlediği suçların ortağı ve sorumlusudurlar. Halklar, yarın, sadece Bushlar'ın değil, Bushlara "FAYDALI" olan herkesin yakasına yapışacaktır.

AHISKALI
09-05-2008, 06:44 PM
Canazer arkadaşım sen bu yazıyı Dini konular bölümünde Alp Türk Bozkurtun açtığı nurculuk denen sayıklama yazısının altınada kopyalasan dahda ilgi çeker gibi geliyoır.