canazer
08-25-2008, 04:44 PM
Bir Peşkeşin Öyküsü
* Likör Fabrikası Arazisi, Tek Başına Girdiği İhalede Kiler Holding'e Verildi.
* Kiler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nahit Kiler, AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler'in kardeşidir.
* Burası Kiler'e satılmadan önce, TEKEL'indi. Önce Maliye Bakanlığı'na, sonra TOKİ'ye verildi. Sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden "özel koşullu ticaret alanı yapılabilir" kararı çıkarıldı.
Halk durup dururken açlıkla karşı karşıya gelmiyor, nedensiz yere yoksulluk yaşamıyor. Yoksulluk da zenginlik de tanrıdan gelmiyor. Tersine, "tanrı korkusu taşımayan" din bezirganı kuldan geliyor.
Açlar ve yoksullar da, lüks tüketim yapan milyar dolarlık zenginler de, AKP iktidarının ekonomi politikaları ile yaratılıyor. Ve bu çark, halkın yaşadıklarından etkilenmeden, mütemadiyen dönmeye devam ediyor.
Sayıları on milyonlarla ifade edilen yoksullar, karnını nasıl doyuracağını düşünürken, parmakla sayılacak kadar az sayıdaki "elit bir tabaka", "163 metre yükseklikte golf" oynamanın planlarını yapıyor.
"Büyü ya kulum"
Kiler Holding, İstanbul Mecidiyeköy'deki likör fabrikası arazisini tek başına girdiği ihaleyle satın aldı.
Likör fabrikasının bulunduğu arazi, sit alanı içinde geçiyordu. Herhangi bir şirkete satılması mümkün değildi. Fakat, AKP'nin çeşit ayak oyunlarıyla, satılabilir hale getirildi. Likör fabrikası ve arazi TEKEL'indi. TEKEL'den alınıp Maliye Bakanlığı'na verildi, Maliye Bakanlığı ise TOKİ'ye devretti. TOKİ, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne başvurarak imar değişikliği yapılarak, "özel koşullu ticaret alanı yapılabilir" diye karar çıkarmasını istedi. Belediyeden istenen karar hızla çıktı.
Sıra ihaleye gelmişti. Kiler Holding dışındakiler, ihaleden çekildiler. AKP iktidarındaki ihaleler nedense, hep aynı şekilde oluyor. AKP yandaşı dışındakiler çekiliyorlar! Ve Kiler Holding tek başına girdiği ihalede, herhangi bir fiyat artırımı yaşanmadan, araziyi satın aldı. Arazinin muammen bedeli 295 milyon 700 bin YTL idi. Kiler'de 295 milyon 700 bin YTL'den bir kuruş fazla vermeden aldı. Fakat, bu miktar da Kiler'e göre fazlaydı. Kiler, ederinin üzerinde bedel ödediklerini söylüyordu. Öyle ya, AKP iktidarda iken, muammen bedelinden de daha ucuza kapatabilirdi.
Nahit Kiler, durumun garipliğini farkeden gazetecilerin sorularını cevaplarken gazetecilerle, halkla adeta alay edercesine "Biz kimseyi engellemedik. Halka açık bir ihale. Siz kapıda herhangi bir engelleme gözlediniz mi" diyordu.
Nahit Kiler, "gökyüzüne doğru 30 metre yükseklikte havuza girilen ve 163 metre yükseklikte golf oynanan Sapphire tipi" bir gökdelen yapacaklarını söylüyor.
Neden ihaleye girebilen tek şirket Nahit Kiler oluyor? Çünkü, Kiler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nahit Kiler, AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler'in kardeşidir.
Kilerler, bugün 150 market ve 10 farklı sektörde 22 şirkete sahipler. AKP iktidara geldiğinden bu yana, her yıl yüzde 50-60'lık bir büyüme gerçekleştiriyorlar.
"Büyü ya kulum" demiş AKP.
"Götür ya kulum"
Emperyalist şirketler, kurumlar, son 5 yılda Türkiye'den 23.2 milyar dolar kar transferi yaptı.
AKP'nin iktidar olmasında emperyalistlerin desteği belirleyici olmuştu. AKP'nin kapatma davası gündeme geldiğinde, AB, ABD sahiplenen açıklamalar yaptılar.
Gündeme gelen soru şuydu? Emperyalistlerin bu AKP sevgisinin nedeni nedir? 23.2 milyar dolar kar transferi varken, AKP sevgisi için bundan daha güçlü neden mi olur?
Elbette ki, emperyalizme böylesine bir soygun olanağı tanıyan, AKP iktidarının ekonomi politikalarıdır. Emperyalist sermayeyi Türkiye'ye getirme adına, emperyalist kurumlardan borç alabilme adına çıkarılan yasalar, yapılan anlaşmalardır.
Bu sayede AKP iktidarda kalmayı başarırken, emperyalistler soyup götürüyorlar. Soyup götürdükleri, AKP'nin değil, halkın sofrasından eksiliyor.
Lüks tüketimin
'yeni' adresi Türkiye
"Lüks tüketimin yeni adresi Rusya ve Türkiye" diye yazıyor gazetenin başlığında. Dünyanın bir çok ülkesinde ekonomide durgunluğun sonuçları yaşanırken, Türkiye lüks tüketimde rekora koşuyor. 2007'de Rusya'daki lüks tüketim fuarı sonrası ilki İstanbul'da yapılan A Plus Lüks Markalar Fuarı'nda bu yıl 2 günde 1.5 milyar dolarlık satış yapılacağı tahmin ediliyor. Nasıl oluyor?
Türkiye, aynı zamanda yoksulluğun açlığın adresi değil mi?
Demek ki, iki tane Türkiye var, bir Türkiye'de açlar yaşıyorlar, diğer Türkiye'de lüks tüketim yapanlar. Türkiye'nin birinde, Avrupa'nın pek çok ülkesinden daha fazla lüks Ferrari otomobili satılıyor, diğerinde yaşayanlar ise, içinde nefes almanın bile zor olduğu otobüslere binecek bilet bulamıyorlar. Türkiye'nin birinde yaşayanlar, villalarda oturuyor, yatlarda tatil yapıyor, diğerinde yaşayanlar, yoksul gecekondulara mahkum.. Tatil denen şeyi bilmiyor, bilse de yaşayamıyor.
Listeyi uzatmaya gerek yoktur. Kısacası, Türkiye'nin birinde lüks tüketim artıyor, çünkü, Türkiye'nin diğerinde tamamen aç kalma tehlikesi yaşanıyor.
Halkın ihtiyaçlarının karşılanması için kullanılması gereken alanlar, iktidar yandaşlarına peşkeş çekiliyor. Emperyalist ülkeler, AKP iktidarında gelip soyup götürüyorlar. Sömürü büyüyor.
Kuşkusuz ki, bu tablo karşısında tek başımıza izlemekten başka yapacak bir şeyimiz yoktur. Fakat, bu tablonun yoksullarını oluşturan milyonlar olarak bir araya geldiğimizde, yapamayacağımız bir şey olmaz. O zaman, bu durumu değiştirmek amacıyla biraraya gelmeliyiz.
Tayyip'in Çakıcı'sı Kim?
Kiler Holding, Likör Fabrikasının yeri ihalesine tek başına girdi. AKP iktidarında nedense, hep ihaleler tek şirketin katılımıyla yapılıyor. Sabah-ATV ihalesinde de 7-8 şirket ihale şartnamesini almasına rağmen, tek bir şirket ihaleye girmişti.
Bir ihaleye tek başına bir şirket girmişse, olayda mutlaka bir "ihale mafyası" parmağı var demektir. İhale işleriyle ilgilenen mafya çoktur, görevleri ihaleye girmesi istenmeyen şirketlerin, çekilmeye ikna(!) edilmesidir.
Hatırlanacaktır, eski Cumhurbaşkanı Demirel'in manevi oğlu tekelci patronlardan Kamuran Çörtük en yüksek fiyatı vermeden ihale kazanmakla meşhurdur. Eski Başbakan Mesut Yılmaz, Türkbank ihalelerine fesat karıştırmak nedeniyle gündeme gelmişti. Yılmaz'ın ihaleye karıştırdığı fesatın adı, mafyacı "Alaaddin Çakıcı" idi.
Bir ihalede, etkili isimlerin yakınları, yandaşları tek başına ihaleye giriyorlarsa, işin içinde bir "fesat" mutlaka vardır. Acaba, Kiler Holding'in tek başına ihaleye girmesinin arkasındaki fesatın ismi nedir? Tayyip Erdoğan'ın da bir "Çakıcı'sı" olsa gerek!
İnsanlarımız Kobay Yapılıyor
Emperyalist ilaç tekelleri, ilaç denemelerinde "insan kobayları" tercih ediyorlar. En fazla "insan kobay" buldukları ülke ise Türkiye'dir. Kobay olmayı kabul eden insanlarımız, bunu bilime katkı için değil, karınlarını doyurmak için yapıyorlar.
Emperyalist tekeller de, insanlarımızın yoksulluğunu istismar ederek, halkı kobaylaştırıyorlar. 2001 krizinde kobaylık yapmaya başlayan kişi sayısı 60 iken, bu sayı yedi yılda 8 bine kadar çıkmış durumdadır, ki bunlar sadece resmi kayıtlı olanlar.
İlaç şirketleri kobaylara, kişi başına 300 ile 1000 YTL arasında ücret veriyorlar. İnsanlarımız, bu paraya yaşamlarını tehlikeye atıyorlar.
İnsanlarımızın kobay olarak kullanılmasına aracılık eden Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Prof. Dr. Aydın Erenmemişoğlu, emperyalist ilaç tekellerinin, bizin insanlarımızı tercih etmesini "uyuşturucu bağımlısı olmaması ve göreceli olarak alkol tüketiminin düşük olması" şeklinde açıklıyor. İyi kobaylar Türkiye'de bulunuyormuş! Demek ki, AKP iktidarında, gençlerimizden sonra kobaylarımız da "ihraç ürünleri" arasındaki yerini aldı.
Emperyalist tekellerin hizmetindeki iktidar, halkı koruyacak önlemler alması gerekirken, emperyalist ilaç tekellerinin işbirlikçiliğini yapıyor.
Zaman ne zaman ve kimler için 'aşılır'?
Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan hakkında ÇEAŞ'ı 29 milyon dolar zarara uğrattığı gerekçesiyle 7.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan dava, zaman aşımı nedeniyle ortadan kaldırıldı.
Ülkemizin kimler için bir "cennet" olduğunu bu davada bir kez daha görmüş olduk. Ne ala memleket; işkence yap, zaman aşımından kurtul; soy, dolandır, zaman aşımından kurtul... İster sokak ortasında devrimcileri öldür, ister ihaleye fesat karıştır, ister bankaları hortumla, ister başka yöntemlerle devleti ve halkı soy... İstisnai haller dışında, yargı karşısında bir şekilde kurtulacağın kesindir.
Bu zaman, niye sadece bu tür suçlarda "aşıyor" acaba diye sorulabilir. Fakat içinde yaşamak zorunda kaldığımız bu sistem açısından gereksiz bir sorudur.
Birkaç yıl önce "hortumları kestik" diye bağıran Başbakan, Ülker'den Albayraklar'a, Remzi Gürler'e, Çalıklar'a uzanan sayısız hortum kurdu. Elbette oligarşinin diğer kesimlerinin "isyanını" engellemek için o kesimlerin hortumlamalarını da devam ettiriyor. Özel bir hesabı yoksa, her türlü soyguna, talana yol veriyor. Uzan da tekelci burjuvazi için yapılmış bu "yasa"lardan yararlanıyor.
* Likör Fabrikası Arazisi, Tek Başına Girdiği İhalede Kiler Holding'e Verildi.
* Kiler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nahit Kiler, AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler'in kardeşidir.
* Burası Kiler'e satılmadan önce, TEKEL'indi. Önce Maliye Bakanlığı'na, sonra TOKİ'ye verildi. Sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden "özel koşullu ticaret alanı yapılabilir" kararı çıkarıldı.
Halk durup dururken açlıkla karşı karşıya gelmiyor, nedensiz yere yoksulluk yaşamıyor. Yoksulluk da zenginlik de tanrıdan gelmiyor. Tersine, "tanrı korkusu taşımayan" din bezirganı kuldan geliyor.
Açlar ve yoksullar da, lüks tüketim yapan milyar dolarlık zenginler de, AKP iktidarının ekonomi politikaları ile yaratılıyor. Ve bu çark, halkın yaşadıklarından etkilenmeden, mütemadiyen dönmeye devam ediyor.
Sayıları on milyonlarla ifade edilen yoksullar, karnını nasıl doyuracağını düşünürken, parmakla sayılacak kadar az sayıdaki "elit bir tabaka", "163 metre yükseklikte golf" oynamanın planlarını yapıyor.
"Büyü ya kulum"
Kiler Holding, İstanbul Mecidiyeköy'deki likör fabrikası arazisini tek başına girdiği ihaleyle satın aldı.
Likör fabrikasının bulunduğu arazi, sit alanı içinde geçiyordu. Herhangi bir şirkete satılması mümkün değildi. Fakat, AKP'nin çeşit ayak oyunlarıyla, satılabilir hale getirildi. Likör fabrikası ve arazi TEKEL'indi. TEKEL'den alınıp Maliye Bakanlığı'na verildi, Maliye Bakanlığı ise TOKİ'ye devretti. TOKİ, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne başvurarak imar değişikliği yapılarak, "özel koşullu ticaret alanı yapılabilir" diye karar çıkarmasını istedi. Belediyeden istenen karar hızla çıktı.
Sıra ihaleye gelmişti. Kiler Holding dışındakiler, ihaleden çekildiler. AKP iktidarındaki ihaleler nedense, hep aynı şekilde oluyor. AKP yandaşı dışındakiler çekiliyorlar! Ve Kiler Holding tek başına girdiği ihalede, herhangi bir fiyat artırımı yaşanmadan, araziyi satın aldı. Arazinin muammen bedeli 295 milyon 700 bin YTL idi. Kiler'de 295 milyon 700 bin YTL'den bir kuruş fazla vermeden aldı. Fakat, bu miktar da Kiler'e göre fazlaydı. Kiler, ederinin üzerinde bedel ödediklerini söylüyordu. Öyle ya, AKP iktidarda iken, muammen bedelinden de daha ucuza kapatabilirdi.
Nahit Kiler, durumun garipliğini farkeden gazetecilerin sorularını cevaplarken gazetecilerle, halkla adeta alay edercesine "Biz kimseyi engellemedik. Halka açık bir ihale. Siz kapıda herhangi bir engelleme gözlediniz mi" diyordu.
Nahit Kiler, "gökyüzüne doğru 30 metre yükseklikte havuza girilen ve 163 metre yükseklikte golf oynanan Sapphire tipi" bir gökdelen yapacaklarını söylüyor.
Neden ihaleye girebilen tek şirket Nahit Kiler oluyor? Çünkü, Kiler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nahit Kiler, AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler'in kardeşidir.
Kilerler, bugün 150 market ve 10 farklı sektörde 22 şirkete sahipler. AKP iktidara geldiğinden bu yana, her yıl yüzde 50-60'lık bir büyüme gerçekleştiriyorlar.
"Büyü ya kulum" demiş AKP.
"Götür ya kulum"
Emperyalist şirketler, kurumlar, son 5 yılda Türkiye'den 23.2 milyar dolar kar transferi yaptı.
AKP'nin iktidar olmasında emperyalistlerin desteği belirleyici olmuştu. AKP'nin kapatma davası gündeme geldiğinde, AB, ABD sahiplenen açıklamalar yaptılar.
Gündeme gelen soru şuydu? Emperyalistlerin bu AKP sevgisinin nedeni nedir? 23.2 milyar dolar kar transferi varken, AKP sevgisi için bundan daha güçlü neden mi olur?
Elbette ki, emperyalizme böylesine bir soygun olanağı tanıyan, AKP iktidarının ekonomi politikalarıdır. Emperyalist sermayeyi Türkiye'ye getirme adına, emperyalist kurumlardan borç alabilme adına çıkarılan yasalar, yapılan anlaşmalardır.
Bu sayede AKP iktidarda kalmayı başarırken, emperyalistler soyup götürüyorlar. Soyup götürdükleri, AKP'nin değil, halkın sofrasından eksiliyor.
Lüks tüketimin
'yeni' adresi Türkiye
"Lüks tüketimin yeni adresi Rusya ve Türkiye" diye yazıyor gazetenin başlığında. Dünyanın bir çok ülkesinde ekonomide durgunluğun sonuçları yaşanırken, Türkiye lüks tüketimde rekora koşuyor. 2007'de Rusya'daki lüks tüketim fuarı sonrası ilki İstanbul'da yapılan A Plus Lüks Markalar Fuarı'nda bu yıl 2 günde 1.5 milyar dolarlık satış yapılacağı tahmin ediliyor. Nasıl oluyor?
Türkiye, aynı zamanda yoksulluğun açlığın adresi değil mi?
Demek ki, iki tane Türkiye var, bir Türkiye'de açlar yaşıyorlar, diğer Türkiye'de lüks tüketim yapanlar. Türkiye'nin birinde, Avrupa'nın pek çok ülkesinden daha fazla lüks Ferrari otomobili satılıyor, diğerinde yaşayanlar ise, içinde nefes almanın bile zor olduğu otobüslere binecek bilet bulamıyorlar. Türkiye'nin birinde yaşayanlar, villalarda oturuyor, yatlarda tatil yapıyor, diğerinde yaşayanlar, yoksul gecekondulara mahkum.. Tatil denen şeyi bilmiyor, bilse de yaşayamıyor.
Listeyi uzatmaya gerek yoktur. Kısacası, Türkiye'nin birinde lüks tüketim artıyor, çünkü, Türkiye'nin diğerinde tamamen aç kalma tehlikesi yaşanıyor.
Halkın ihtiyaçlarının karşılanması için kullanılması gereken alanlar, iktidar yandaşlarına peşkeş çekiliyor. Emperyalist ülkeler, AKP iktidarında gelip soyup götürüyorlar. Sömürü büyüyor.
Kuşkusuz ki, bu tablo karşısında tek başımıza izlemekten başka yapacak bir şeyimiz yoktur. Fakat, bu tablonun yoksullarını oluşturan milyonlar olarak bir araya geldiğimizde, yapamayacağımız bir şey olmaz. O zaman, bu durumu değiştirmek amacıyla biraraya gelmeliyiz.
Tayyip'in Çakıcı'sı Kim?
Kiler Holding, Likör Fabrikasının yeri ihalesine tek başına girdi. AKP iktidarında nedense, hep ihaleler tek şirketin katılımıyla yapılıyor. Sabah-ATV ihalesinde de 7-8 şirket ihale şartnamesini almasına rağmen, tek bir şirket ihaleye girmişti.
Bir ihaleye tek başına bir şirket girmişse, olayda mutlaka bir "ihale mafyası" parmağı var demektir. İhale işleriyle ilgilenen mafya çoktur, görevleri ihaleye girmesi istenmeyen şirketlerin, çekilmeye ikna(!) edilmesidir.
Hatırlanacaktır, eski Cumhurbaşkanı Demirel'in manevi oğlu tekelci patronlardan Kamuran Çörtük en yüksek fiyatı vermeden ihale kazanmakla meşhurdur. Eski Başbakan Mesut Yılmaz, Türkbank ihalelerine fesat karıştırmak nedeniyle gündeme gelmişti. Yılmaz'ın ihaleye karıştırdığı fesatın adı, mafyacı "Alaaddin Çakıcı" idi.
Bir ihalede, etkili isimlerin yakınları, yandaşları tek başına ihaleye giriyorlarsa, işin içinde bir "fesat" mutlaka vardır. Acaba, Kiler Holding'in tek başına ihaleye girmesinin arkasındaki fesatın ismi nedir? Tayyip Erdoğan'ın da bir "Çakıcı'sı" olsa gerek!
İnsanlarımız Kobay Yapılıyor
Emperyalist ilaç tekelleri, ilaç denemelerinde "insan kobayları" tercih ediyorlar. En fazla "insan kobay" buldukları ülke ise Türkiye'dir. Kobay olmayı kabul eden insanlarımız, bunu bilime katkı için değil, karınlarını doyurmak için yapıyorlar.
Emperyalist tekeller de, insanlarımızın yoksulluğunu istismar ederek, halkı kobaylaştırıyorlar. 2001 krizinde kobaylık yapmaya başlayan kişi sayısı 60 iken, bu sayı yedi yılda 8 bine kadar çıkmış durumdadır, ki bunlar sadece resmi kayıtlı olanlar.
İlaç şirketleri kobaylara, kişi başına 300 ile 1000 YTL arasında ücret veriyorlar. İnsanlarımız, bu paraya yaşamlarını tehlikeye atıyorlar.
İnsanlarımızın kobay olarak kullanılmasına aracılık eden Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Prof. Dr. Aydın Erenmemişoğlu, emperyalist ilaç tekellerinin, bizin insanlarımızı tercih etmesini "uyuşturucu bağımlısı olmaması ve göreceli olarak alkol tüketiminin düşük olması" şeklinde açıklıyor. İyi kobaylar Türkiye'de bulunuyormuş! Demek ki, AKP iktidarında, gençlerimizden sonra kobaylarımız da "ihraç ürünleri" arasındaki yerini aldı.
Emperyalist tekellerin hizmetindeki iktidar, halkı koruyacak önlemler alması gerekirken, emperyalist ilaç tekellerinin işbirlikçiliğini yapıyor.
Zaman ne zaman ve kimler için 'aşılır'?
Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan hakkında ÇEAŞ'ı 29 milyon dolar zarara uğrattığı gerekçesiyle 7.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan dava, zaman aşımı nedeniyle ortadan kaldırıldı.
Ülkemizin kimler için bir "cennet" olduğunu bu davada bir kez daha görmüş olduk. Ne ala memleket; işkence yap, zaman aşımından kurtul; soy, dolandır, zaman aşımından kurtul... İster sokak ortasında devrimcileri öldür, ister ihaleye fesat karıştır, ister bankaları hortumla, ister başka yöntemlerle devleti ve halkı soy... İstisnai haller dışında, yargı karşısında bir şekilde kurtulacağın kesindir.
Bu zaman, niye sadece bu tür suçlarda "aşıyor" acaba diye sorulabilir. Fakat içinde yaşamak zorunda kaldığımız bu sistem açısından gereksiz bir sorudur.
Birkaç yıl önce "hortumları kestik" diye bağıran Başbakan, Ülker'den Albayraklar'a, Remzi Gürler'e, Çalıklar'a uzanan sayısız hortum kurdu. Elbette oligarşinin diğer kesimlerinin "isyanını" engellemek için o kesimlerin hortumlamalarını da devam ettiriyor. Özel bir hesabı yoksa, her türlü soyguna, talana yol veriyor. Uzan da tekelci burjuvazi için yapılmış bu "yasa"lardan yararlanıyor.