PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : AKP'nin Ergenekonu


canazer
08-24-2008, 03:56 PM
Dünya tarihinin en garip, en ucube "kontrgerilla iddianamesi" sanırız Ergenekon İddianamesi'dir.

AKP’nin Ergenekonu’nda Olanlar, Olmayanlar


15 gün önce hakkında savcılık tarafından İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan Ergenekon İddianamesi, mahkeme tarafından kabul edildi. 25 Temmuz’da iddianamenin kabul edildiğini açıklayan mahkeme, ''Ergenekon Davası''nın ilk duruşmasının da 20 Ekim'de yapılacağını duyurdu.

"Ergenekon İddianamesi"nde resmen 86 sanık var. Ancak hukuk tarihine geçecek bir hukuk garabeti sonucunda, iddianame. sanıkların dışında. onlarca kişiyi, kurumu, örgütü de kanıtsız, belgesiz, bilgisiz suçluyor. Şaibe altına sokuyor. İddianamenin bu nitelikteki bölümlerinde devrimcilere ve devrimci harekete yönelik suçlamalar da önemli bir ağırlık oluşturuyor.

İddianameyi, kabaca inceleyen herkesin daha ilk anda göreceği gibi, her satırından, her bölümünden ciddiyetsizlik akan bir iddianamedir. İddianamenin bu teknik yanlarına girmeyeceğiz, genel boyutları itibarıyla gayri-meşru ve psikolojik savaş metni haline dönüştürülmüş bir iddianamenin teknik olarak incelenmesi de gereksizdir. Fakat devrimcilere yönelik iddialarının mesnetsizliğini ve gayri ciddiliğini de göstermesi bakımından bazı yanlarını vurgulamakta yarar var.

Mesela, iddianamede Gazi Katliamı’nın “Ergenekon’un işi olduğunu” söylüyor. Özdemir Sabancı’ya yönelik eylem için de aynı iddiada bulunuluyor. Dolayısıyla, Gazi’de kahvehanenin taranmasında katledilen Halil Kaya’nın da, Özdemir Sabancı’nın da iddianamenin girişindeki “Maktullar” bölümünde yeralması gerekirdi. Fakat Ergenekon İddianamesi’nde maktul olarak sadece Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’in adı geçmektedir. Keza, Ergekenon İddianamesi’nde Hrant Dink’in katledilmesi, Malatya’daki Zirve yayınevi katliamı, Trabzon’da Rahip Santoro’nun öldürülmesinin de Ergenekoncuların işi olduğu iddia edilmektedir. Öyleyse bunların da “maktuller” arasında yeralması gerekir, ama onlar da yoktur. Demek ki Ergenekon İddianamesini hazırlayan savcılar da kendi iddialarına, tezlerine inanmamaktadırlar.

İddianamenin bir başka önemli özelliği, iddiaların hemen hemen büyük bölümünün “gizli tanık”lara dayandırılmasıdır. Faşizmin hukukuna yeni sokulmuş bulunan bu uygulama, faşizmin itirafçılaştırma politikasının bugün ulaştığı en uç noktayı ifade etmektedir. İtirafçıları özellikle polis yıllardır bizzat operasyonlara dahi katarak kullanmaktaydı. Artık yargı da onları tepe tepe kullanabilecek.

AKP’nin savcıları o tanıkları iki amaçla kullanıyor: Bir, oligarşi içinde tasfiye etmeyi amaçladıkları bir kesime karşı ve iki, devrimcilere karşı.

AKP’nin Ergenekon İddianamesi’nde bol bol “gizli tanıklar” var. Fakat iddianamede olanlar kadar, NELERİN OLMADIĞI daha önemli. İddianamenin asıl niteliğini anlamak için, belki de iddianamede olanlardan çok, OLMAYANLARA bakmak gerekir. Şimdi onlara bakalım:


CIA ve NATO savunuculuğu,
AKP ve işbirlikçilerinin
tarihidir

Dünya tarihinin en garip, en ucube “kontrgerilla iddianamesi” sanırız Ergenekon İddianamesi’dir. Çünkü kontrgerillayı tasfiye etme iddiasıyla açılan bu soruşturmada, kontrgerillayı vareden politikalar, kontrgerillayı vareden ve düzenin sahibi olan maddi, somut güçler yoktur.

“441 klasör ekleri bulunan ve 2 bin 455 sayfadan oluşan iddianame” muhtevası itibarıyla boştur.

İddianameye göre; Ergenekon’un CIA’yla bir bağı yoktur:

Tüm NATO üyesi ülkelerde kontrgerillanın CIA aracılığıyla örgütlendiği, herkesin bildiği ve üstelik belgeli, kanıtlı bir gerçektir. Her türlü belgesiz, kanıtsız iddiayı, iddianameye koyan AKP savcıları, sadece Türkiye’de değil, dünyanın bir çok ülkesinde belgelenmiş bu gerçeği iddianameye koymamışlar, bundan SÖZ BİLE ETMEMİŞLERDİR.

Oysa ülkemizde bu gerçek o kadar alenidir ki, Seferberlik Tetkik Dairesi ve sonrasında Özel Harp Dairesi adı altında örgütlenen kontrgerillanın resmi bürosu, yıllarca Ankara’da Amerikan Yardım Örgütü JUSMAAT’ın binasındaydı. Keza, 1974 yılına kadar da kontrgerilla elemanlarının maaşları CIA tarafından karşılanmaktaydı. (Yürüyüş’ün bir çok sayısında bu dönem ayrıntılarıyla anlatıldığı için burada onları tekrar etmeyeceğiz.)

Devletin tüm bilgeleri, belgeleri, iktidar koltuğunda oturan AKP’nin savcılarının ellerinin altında olduğuna göre; kuşku yok ki, isteselerdi bu belgeleri bulup iddianameye koyarlardı. Ama koymamışlardır.

İddianamenin muhtelif yerlerinde CIA-MOSSAD senaryoları vesilesiyle CIA’dan söz eden savcılar, kontrgerillaya dair bu esas ve temel olgulardan birini es geçmişlerdir.

Sormamız gereken soru şudur: CIA’nın, ülkemizdeki kontrgerillanın kurucularından biri olduğunu niçin gizlemiştir AKP’nin savcıları?

Aynı “gizleme” tavrı, NATO için de söz konusudur. Yine resmi belgelerle açıktır ki, kontrgerilla teşkilatlarının kuruluşu, NATO’da alınan kararları takip eder. Önceki sayımızda da vurgulandığı gibi, Yüzyıllar öncesine gidip Agarta’ya uzanıp kontrgerillaya “geçmiş” oluşturmaya çalışan savcılar, yakın geçmişteki bu önemli olguyu da görmezden gelmişlerdir. 600 yıl önceki Agartalar’a giden AKP iddianamesi, 50 yıl önceki NATO’ya ulaşamamıştır.

Çünkü bu iddianameyi hazırlayan zihniyet, CIA’nın, NATO’nun anti-komünist savaşını onaylayan ve savunan, CIA’nın, NATO’nun bu amaçla oluşturduğu örgütlenmeleri savunan bir zihniyetin ve geleneğin devamcısıdırlar.

Ergenekon İddianamesiIni hazırlayan AKP ve aynı zihniyetteki işbirlikçileri, CIA’nın, NATO’nun kontrgerillaları örgütleyerek halklara karşı gerçekleştirdiği anti-komünist saldırganlık politikasının içinde yeralmışlardır. NATO’ya üye olmayı, Kore’ye asker göndermeyi, komünizme karşı cihad ilan etmeyi, savunmuşlardır. Dolayısıyla şimdi CIA’yı NATO’yu suçlamak, kendi geçmişlerini de suçlamak demektir. Ve elbette eklemek gerekir ki; sadece geçmişteki işbirlikleri nedeniyle değil, bugün de işbirliği içinde oldukları ve bu işbirliğini savundukları için, CIA ve NATO yoktur AKP’nin Ergenekon İddianamesi’nde.

İddianamenin sadece bir yerinde kontrgerillanın bu tarihsel kökenine değinilmektedir ama o da şu şekilde: “Çeşitli kaynaklardan edinilen bilgilere göre, NATO'nun komünizmle mücadele amacıyla birçok ülkede kurduğu bu örgütler, zaman içerisinde amaçları dışına çıkmış ve bir kısım kişi ve zümrelerin kendi amaç ve ideolojilerini gerçekleştirmek için kullandıkları birer terör örgütüne dönüşmüştür.” (syf. 46)

Yani Ergenekon Davası savcılarına göre, NATO, kontgerillayı kurarak çok iyi ve doğru bir şey yapmıştır. Ancak savcı, sonrasını çarpıtıyor; amaç dışına çıkma diye birşey yoktur; özellikle de ülkemizdeki kontrgerilla açısından. Tam tersine amaç, “komünizme karşı mücadele”dir ve kontrgerillanın ülkemizde 60 yıldır yaptığı da budur.


Ergenekon
İddianamesi’ndeki Ucube:
Devletsiz Kontrgerilla

İddianame, araştırmış, soruşturmuş ve şu hükme varmış:

"Kendilerini ‘derin devlet’ olarak niteleyen ERGENEKON yapılanmasının devletin hiçbir resmi kurumuyla irtibat ve alakasının bulunmadığı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve yürürlükteki kanunların gizli-kapaklı bir oluşuma müsaade etmediği gibi, kanunların genel yapısı irtibariyla da halihazırda devletin denetimi altında olmaksızın devletin yetkilerini kullanacak hiçbir kurum ve kuruluşun bulunmadığı, bulunmasının da mümkün olmadığı açıktır.” (Syf. 54)

Ergenekon’un devletin hiçbir resmi kurumuyla irtibat ve alakası yok! O halde, daha somut söylenirse;

Ergenekon’un MİT’le irtibat ve alakası yok! Ergenekon’un polisle irtibat ve alakası yok! Ergenekon’un jandarmayla irtibat ve alakası yok! Ergenekon’un TSK’yla irtibat ve alakası yok!

Peki kimle var?

Bu ülkede onbini aşkın faili meçhul olduğunu, resmi rakamlar söylüyor. Eğer ki MİT, polis, jandarma, TSK kontrgerillayla irtibat ve alakalı değil idilerse, onbini aşkın faili meçhul olurken, neredeydiler. Yüzlerce insan bunlara rağmen mi kaybedildi? Yüzlerce infaz, MİT’in, polisin, jandarmanın, TSK’nın dışında mı yapıldı?

AKP’nin savcıları, Türkiye halkıyla alay ediyor olmalılar!

Eğer bir ülkede yüzbinlerce kişilik polise, 800 bin kişilik orduya, ve MİT’e, jandarmaya rağmen, yani devlete rağmen bu kadar cinayet, katliam olabiliyorsa, o devlet zaten ölmüş demektir, zaten ortada yok demektir.

AKP, aynen CIA, NATO meselesinde olduğu gibi, bu noktada da DEVLETİ korumakta, onun halka karşı işlenmiş suçların ortağı olduğunu örtbas etmeye çalışmaktadır.

Kontrgerilla hiçbir ülkede devletsiz, iktidarsız olmamıştır. İktidar olmayan kontrgerilla oluşumları çeşitli ülkelerde zaman zaman görülmüyse de, uzun vadeli olmamışlardır. Eğer bir kontrgerilla yapısı, neredeyse 60 yıldır dokunulmaz olarak duruyorsa, 60 yıldır politikalarını kesintisiz sürdürebiliyorsa, 60 yıldır kimse onlara yaptıklarının hesabını sormamış ve hala da sormuyorsa, o ülkede kontrgerillanın devletle ve iktidarla bütünleştiği açıktır. Devletsiz, iktidarsız bir kontrgerilla, 60 yıl bu konumda olamazdı.

AKP’nin devletle bütünleşmiş kontgerilla politikaları ve yapısıyla bir çelişkisi yoktur.

AKP’nin kontrgerillanın üzerine gitmemesi, kontrgerilla eylemlerini iddianamenin kapsamına bile almaması, yukarıda işaret ettiğimiz NATO planlarını ve politikalarını, devletin bu politikayı uygulamasını onayladıkları içindir. AKP’nin karşı çıktığı, soruşturduğu, dava konusu yaptığı sadece kontrgerilla içindeki bazı kişilerin, birimlerin AKP’ye karşı faaliyette bulunmalarıdır. Kontgerilla AKP’yi rahatsız etmediği sürece, AKP de kontrgerillayı rahatsız etmez, çünkü aralarında fikir ve eylem birliği vardır.



İnfazsız, kayıpsız,
fiilsiz, failsiz kontrgerilla
İddianamede şöyle deniyor:

“ERGENEKON terör örgütü uzun yıllardır sürdürdüğü faaliyetlerle ülkemizin bir MAFYA ve TERÖR CENNETİNE dönüşmesine neden olurken... gerçekleştirilen faili meçhul cinayetlerle ülkemizin yetişmiş insanları ve... aydınlar katledilmiş ve her olaydan sonra ülkemiz yeniden kaosa, karanlığa ve güvensizlik ortamına sürüklenmek istenmiştir.

Böylelikle ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ, ülkemizde yaşayan tüm vatandaşların huzurlu ve güvenli bir yaşam sürmesini sağlayacak olan HUKUK DEVLETI olmanın önünde daima bir engel teşkil etmiştir.” (Syf. 46)

İddianamede böyle büyük, kapsamlı görülen tahliller var, fakat bunların hukuki karşılıkları yok.

Faili meçhul cinayetlerden, ülkemizin terör cennetine çevrilmesinden söz ediliyor ama ne çevirenler var, ne nasıl çevrildiği! Hangi faali meçhullerden söz edildiği de meçhul zaten.

Gerçekte kontrgerillanın ülkemizi nasıl bir “terör cennetine” çevirdiğinin tablosunu çizmemiştir İddianame. Bundan özel olarak kaçınmıştır. Yüzlerce kayıp yoktur iddianamede. Yüzlerce infaz, onlarca kitle katliamı yoktur. İddianamedeki emekli generaller Veli Küçük, Levent ERSÖZ gibilerinin *********’da gerçekleştirdikleri köy yakmalar, kaybetmeler yoktur.

Ama daha ilginci, iddianamede olanlar da kontrgerilladan hesap sorma ciddiyetinden uzaktır. Adeta “kahvehane sohbeti” gibi geçerken sözedilip geçilmekte; ne failler, ne o olaylara yol açan politikalar, ne o politikaların olduğu dönemde ülkeyi, orduyu, polisi yönetenler, hiçbir biçimde sorgulanmamaktadır.

İşte yine bir soru: Neden?

Çünkü, AKP bu politikaların halen savunucusu ve sürdürücüsüdür. Bu kontrgerilla yöntemlerine temelde bir itirazı yoktur.

İddianame iktidar içi bir hesaplaşma iddianamesi olduğu için, kontrgerillanın da burada iç hesaplaşmanın aracı, malzemesi yapıldığını söyleyebiliriz. Böyle olduğu için karşımıza işte böyle ucube bir kontrgerilla şeması çıkmıştır: Ergenekon’un devletle irtibat ve alakası yok.. Ergenekon’un *********’la ilgisi yok... Ergenekon’un infazlarla, kaybetmelerle ilgisi yok... Bu Ergenekon’da polis yok, MİT yok, JİTEM yok... Bütün bunlar, AKP’nin Ergenekon İddianamesi’nin “oligarşi içi iktidar kavgası” olduğunun kanıtlarıdır.

AKP oligarşi içi iktidar kavgası uğruna, Türkiye tarihini karartmakta, kontrgerillayı gizlemekte, veya başka bir deyişle çarpıtmaktadır.

AKP, infazları, kaybetmeleri suç saymıyor; Ergenekon’da yer alan kontracıların tek bir infazı, kaybetmesi yoktur bu iddianamede... Gerçek anlamda bir kontra örgütlenmesi de görünmüyor zaten ortada. Hatırlayın, Susurluk döneminde, kontrgerilla gerçeğini karartmakta en işlevsel kullanılan unsur “Yeşil”di; Yeşil adeta tek başına yapmıştı tüm o kontrgerilla operasyonlarını. Şimdi de Yeşil’in yerine Veli Küçük konulmuş görünüyor. Katliamları da o yapmış, “sol” ve “sağ” örgütleri de o yönlendirmiş, darbeyi de o yapacakmış... AKP’nin Ergenekon masalları, Ergenekon’u, kontrgerillayı ve daha temel olarak da faşist devlet gerçeğini perdeleyen bir iddianame olarak ortaya çıkmıştır. Bu anlamdadır ki, AKP’nin Ergenekon soruşturmasında ne demokratik bir muhteva, ne adaletin “kısmen” de olsa tecellisine dönük bir yan yoktur.

Bu iddianame bize bir kez daha gösteriyor ki, kontrgerillanın hesabını yalnız halk sorar; ve bu hesap, sadece bir kaç Veli Küçük’den değil, tüm Veli Küçükler’den ve onları himaye eden AKP dahil gelmiş geçmiş iktidarlardan sorulmalıdır.

TÜRKBEG
08-24-2008, 04:26 PM
Bu iddianame sadece çamur at izi kalsın iddianamesidir.Bence bu Amerikadan servis edilen vu uygulaması Türkiye'de yapılan bir renkli devrim provasıdır.