canazer
07-28-2008, 01:13 PM
Türkiye'de her yıl 5 milyar dolarlık uyuşturucu tüketiliyor.
Nerede tüketiliyor peki? Saklı gizli mi? Hayır; okul kapılarında rahatlıkla 5 liraya eroin bulabilirsiniz!
Kim söylüyor bunu? TBMM bünyesinde kurulan "Uyuşturucuyla Mücadele Komisyonu".
Komisyon üyeleri, Gaziantep'te yaptığı incelemelerde, konuştuğu uyuşturucu bağımlılarından "5 liraya okul kapılarında rahatlıkla uyuşturucu bulunduğunu" öğrenmiş ve şaşırmışlar!
Oysa, bu ülkenin milletvekillerinin, hele ki, uyuşturucuyla mücadele komisyonunda yer alanların, herkesin bilebileceği bu gerçek karşısında şaşkınlığa düşmeleri şaşırtıcıdır.
Uyuşturucu Tekellerin Denetiminde
Şaşırtmaması gerekir, çünkü örneğin, bu ülkenin başbakanı Tayyip Erdoğan, 2003 yılında "Eroin, esrar, akaryakıt kaçakçılığından yılda 5 milyar dolar kazanç sağlayanlar var" diyordu. Onların var olduğunu söyleyen Başbakan, onların varlığını engellemeye mi çalıştı, hayır, onlar yine varlar ve uyuşturucudan kazanmaya devam ediyorlar. (Elbette burada Başbakan'a da sormak gerek: 5 yıllık iktidarında 5 milyar dolar kazanan bu uyuşturucu tacirlerini yakalayamadın mı?)
Fakat sadece onlar yok, örneğin, 1994'te bir gazeteciyle röportaj yapan Mali Şube Müdürü, piyasa değeriyle 50 milyar dolarlık eroinin Türkiye'den geçtiğini söylüyor, o zamanki hesapla bundan Türkiye'ye 5-6 milyar dolar kaldığını söylüyordu. Demek ki, devletin kendisi de uyuşturucudan kazanıyor.
Gerçek şudur ki, uyuşturucudan sadece mafya kazanmıyor. emperyalist tekeller ve ülkemizdeki işbirlikçileri de uyuşturucudan kazanıyorlar. Ki, dünyadaki uyuşturucu ticaretinden elde edilen paranın doğrudan ya da dolaylı biçimde tekellerin kasalarına nakit para olarak aktığı da bilinen gerçektir.
Bilindiği gibi, Amerika'nın Afganistan'ı işgalinden sonra, bu ülkede uyuşturucu üretimi kat be kat artmıştı. Aynı dönemde Pakistan'da da üretim patlaması yaşandı.
Amerika'nın işgali altındaki bir ülkede, uyuşturucunun böylesine artış göstermesinin emperyalist politikalardan bağımsız olduğu düşünülebilir mi?
Keza, emperyalist ülkeler ve onların denetimindeki bölgelerde uyuşturucu kullanımındaki yaygınlık, elbetteki denetleyememekle açıklanamaz. Esrarı, eroini, kokaini, LSD'siyle uyuşturucu, emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin ekonomik, kültürel politikalarından ayrı düşünülemez. Onların mücadele ettiği sadece "denetimleri" dışındaki bölümüdür. Uyuşturucunun sistemin kendisini rahatsız edecek seviyeye ulaşmasını engellerler sadece.
Çeteleşmiş Polis Uyuşturucuyla Mücadele Eder Mi?
Yine Tayyip Erdoğan, 2003 yılındaki açıklamasında, salt İstanbul Emniyeti'nden uyuşturucu ve akaryakıt çeteleriyle bağlantılı 700 polisin tespit edildiğini açıklıyordu. Tespit edilemeyenlerin de bunun en az üç beş katı olduğu muhakkaktır.
Oysa, Türkiye genelinde 200 bin polisten uyuşturucuyla mücadele için görevlendirileni sadece 3200 polistir. İşbirliği yapanlardan daha az "mücadele etmekle görevli polis" varsa, bu ülkede uyuşturucu kullanımı azalır mı?
Azalmadığını, meclis komisyonunun verdiği bilgiler de göstermektedir. Azalmamıştır. Çünkü uyuşturucuya karşı köklü bir mücadele yürütülmüyor. Yürütülmez de.
Kendisi uyuşturucudan beslenen polisin, uyuşturucuyu engellemesi, etkili şekilde mücadele etmesi söz konusu olabilir mi? Olmadığı rakamlarla ortadadır.
Uyuşturucu Düzenin Yozlaştırma Aracıdır
Düzenin uyuşturucuyla mücadele etmemesinin nedenlerinden birisi de, halkı uyuşturmaya ihtiyaç duyması, uyuşturarak yönetmesidir.
Gençlik düzenin adaletsizliğini sorgulayacağına, bu adaletsizliğe karşı nasıl mücadele edileceğine kafa yoracağına uyuşturucu kullansın, kendini zehirlesin, düzen için zararsız duruma gelsin. Oligarşinin açık tercihi budur.
Bu nedenle devrimcilerin, halkın uyuşturucu çetelerine karşı mücadelesine engel olmakta, devrimcileri salt yozlaşmaya karşı yürüttükleri mücadeleden dolayı, yıllarca hapiste yatırmaktadır.
Bu nedenle oligarşi yozlaşmaya karşı mücadeleyi, kendi düzenine karşı mücadeleyle eşdeğerde görmektedir. Bu, aynı zamanda, düzenin bu yozlaşma ve çürümüşlük üzerinde ayakta durmaya çalıştığının da göstergesidir.
Tablo bu olunca, elbette, okul kapılarında bile rahatlıkla uyuşturucu satışı yapılabilecektir.
Okul önlerinde uyuşturucu satışı yapılabilir, fakat örneğin, gidip okul önlerinde sol, sosyalist dergilerin, -üstelik bu dergiler mevcut yasalar çerçevesinde çıkan dergiler olduğu halde- satışı aynı rahatlıkla yapılabilir mi? Bilinir ki, yasal dergi satışı yapılan her yerde anında polisler bitmekte, provokasyonlar örgütlemekte, gözaltına almakta, tutuklamakta, dahası kurşunlamaktadırlar.
Bu politikanın sonucudur ki, devrimcileri, demokratik kurumları 24 saat gözetim altında tutan, telefonlarını aralıksız dinleyen, en sıradan eyleminde yüzlerce polis yığan, kitle çalışması yapmasını yasaları da çiğneyerek engelleyen "emniyet teşkilatı", MİT, asker, bu kadar yaygın uyuşturucu satışını engellemek için seferber olmuyor. Bir uyuşturucu operasyonu yapıyorsa, beşinin rahat koşullarda çalışmasına en azından göz yumuyor.
Demek ki, bu düzen uyuşturucuyu değil, ama halkın bilinçlenmesini tehlikeli görüyor. Demek ki olayı; "düzen uyuşturucuyla mücadelede yetersiz kalıyor" diye tanımlayamayız, "düzen uyuşturucuyla mücadele etmiyor" diye tanımlamalıyız.
Tüm bunların sonucu olarak, ülkemizde uyuşturucu kullanımı artmakta, uyuşturucu kullanım yaşı düşmektedir. Yine BM r***rları; uyuşturucu kullanım yaşlarının, uçucu maddede 11, esrarda 16, ecstasyde ise 17'ye indiğini söylüyordu.
Yeni bir araştırma yapıldığında bu rakamlardan daha iyi bir sonuç çıkmayacağı, okul önlerinde, sokaklarda rahatlıkla uyuşturucu satışının yapılabilmesinden de anlaşılıyor. Ki, uyuşturucu satışındaki bu yaygınlığı, TBMM komisyonu da açıklıyor. 5 YTL'ye uyuşturucu bulunabilmesi, yılda 5 milyar dolarlık uyuşturucu tüketimi bile nasıl yaygın bir kullanım olduğunu anlamak için yeterlidir.
Meclis bünyesinde "Uyuşturucuyla Mücadele Komisyonu" kurulmuş olması da yanıltıcı olmamalıdır. O komisyonların işlevleri çoğunlukla, sorunları meclis adına gündeme getiriyor gözükmek, üzerinde duruluyor görüntüsü yarattıktan sonra, olayın üzerini örtmekten ibarettir. Tecrübelerle sabittir.
Bu Düzen Uyuşturucuyu Önleyemez
Okul kapısında 5 liraya eroin satışı yapılan bir ülkede, devletin uyuşturucuya karşı mücadele yürüttüğü söylenemez. Çok sayıda uyuşturucu operasyonunun gerçekleştiriliyor olması da bu gerçeği değiştirmez.
Görünürde sık sık uyuşturucuya karşı operasyonlar yapılır, gözaltına alınanlar tutuklananlar olur. Ama nedense, ortadaki gerçek değişmiyor, halen okul kapılarında 5 liraya uyuşturucu satışı yapılabiliyor. Yani devletin gözü önünde yaygın olarak uyuşturucu satılıyor.
Peki bu nasıl oluyor?
Bunun tek bir izahı vardır. Tek tek uyuşturucu tüketicilerinden öte, bu sistemin uyuşturucuya bağımlılığı vardır.
Sistem, uyuşturucudan gelen paralara ihtiyaç duymaktadır. Uyuşturucu paraları bir şekilde tekellerin denetiminde dönüyor, o kara paralar tekellerin bankalarında aklanıyor. Tekellerin nakit sermaye ihtayacına cevap oluşturuyor.
Sistem, adeta bir müptela gibi, uyuşturucuyu yozlaştırma politikaları çerçevesinde kullanmaktadır. Bir yandan uyuşturucuyu engellemeye çalışıyor görüntüsü yaratırken, diğer yandan gençliğin zehirlenmesine göz yummaktadır.
Yine, uyuşturucuyla mücadele etmesi gereken "güvenlik teşkilatı" da, uyuşturucu rantını yemektedir. Dolayısıyla, çeteci karakteri bilinen bu teşkilatın da uyuşturucu bağımlılığı vardır.
Bu temel nedenlerden dolayıdır ki, bu düzen uyuşturucuyu önleyemez. Tersine uyuşturucu bu sistemin himayesi altında bu kadar yaygınlaşmakta, sıradan bir tüketim maddesi kolaylığında ulaşılabilir hale gelmektedir.
Eğer, gençlerimizin uyuşturucu batağına düşmesini istemiyorsak, öncelikle düzenin kurumlarından, düzenin alışkanlıklarından, kültüründen korumak gerekir, onlardan uzak tutmak gerekir.
Nasıl olsa, bu ülkenin "emniyet teşkilatı var", "devlet uyuşturucu tacirlerine karşı mücadele eder", "devlet çocuklarımızın, yakınlarımızın uyuşturucu ağına düşmesini önler" diye düşünmek yanılgı olur. Tam tersine, bu düzenin kurumlarının olduğu yerde, uyuşturucu da, her türlü yozluk da vardır şeklinde düşünmek gerekir.
Keza, uyuşturucuya karşı mücadele görevini, bu düzenin yerine getirmesini beklemek de boş bir beklenti olacaktır. Uyuşturucuya karşı mücadele görevini de ancak halk verebilir.
Nerede tüketiliyor peki? Saklı gizli mi? Hayır; okul kapılarında rahatlıkla 5 liraya eroin bulabilirsiniz!
Kim söylüyor bunu? TBMM bünyesinde kurulan "Uyuşturucuyla Mücadele Komisyonu".
Komisyon üyeleri, Gaziantep'te yaptığı incelemelerde, konuştuğu uyuşturucu bağımlılarından "5 liraya okul kapılarında rahatlıkla uyuşturucu bulunduğunu" öğrenmiş ve şaşırmışlar!
Oysa, bu ülkenin milletvekillerinin, hele ki, uyuşturucuyla mücadele komisyonunda yer alanların, herkesin bilebileceği bu gerçek karşısında şaşkınlığa düşmeleri şaşırtıcıdır.
Uyuşturucu Tekellerin Denetiminde
Şaşırtmaması gerekir, çünkü örneğin, bu ülkenin başbakanı Tayyip Erdoğan, 2003 yılında "Eroin, esrar, akaryakıt kaçakçılığından yılda 5 milyar dolar kazanç sağlayanlar var" diyordu. Onların var olduğunu söyleyen Başbakan, onların varlığını engellemeye mi çalıştı, hayır, onlar yine varlar ve uyuşturucudan kazanmaya devam ediyorlar. (Elbette burada Başbakan'a da sormak gerek: 5 yıllık iktidarında 5 milyar dolar kazanan bu uyuşturucu tacirlerini yakalayamadın mı?)
Fakat sadece onlar yok, örneğin, 1994'te bir gazeteciyle röportaj yapan Mali Şube Müdürü, piyasa değeriyle 50 milyar dolarlık eroinin Türkiye'den geçtiğini söylüyor, o zamanki hesapla bundan Türkiye'ye 5-6 milyar dolar kaldığını söylüyordu. Demek ki, devletin kendisi de uyuşturucudan kazanıyor.
Gerçek şudur ki, uyuşturucudan sadece mafya kazanmıyor. emperyalist tekeller ve ülkemizdeki işbirlikçileri de uyuşturucudan kazanıyorlar. Ki, dünyadaki uyuşturucu ticaretinden elde edilen paranın doğrudan ya da dolaylı biçimde tekellerin kasalarına nakit para olarak aktığı da bilinen gerçektir.
Bilindiği gibi, Amerika'nın Afganistan'ı işgalinden sonra, bu ülkede uyuşturucu üretimi kat be kat artmıştı. Aynı dönemde Pakistan'da da üretim patlaması yaşandı.
Amerika'nın işgali altındaki bir ülkede, uyuşturucunun böylesine artış göstermesinin emperyalist politikalardan bağımsız olduğu düşünülebilir mi?
Keza, emperyalist ülkeler ve onların denetimindeki bölgelerde uyuşturucu kullanımındaki yaygınlık, elbetteki denetleyememekle açıklanamaz. Esrarı, eroini, kokaini, LSD'siyle uyuşturucu, emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin ekonomik, kültürel politikalarından ayrı düşünülemez. Onların mücadele ettiği sadece "denetimleri" dışındaki bölümüdür. Uyuşturucunun sistemin kendisini rahatsız edecek seviyeye ulaşmasını engellerler sadece.
Çeteleşmiş Polis Uyuşturucuyla Mücadele Eder Mi?
Yine Tayyip Erdoğan, 2003 yılındaki açıklamasında, salt İstanbul Emniyeti'nden uyuşturucu ve akaryakıt çeteleriyle bağlantılı 700 polisin tespit edildiğini açıklıyordu. Tespit edilemeyenlerin de bunun en az üç beş katı olduğu muhakkaktır.
Oysa, Türkiye genelinde 200 bin polisten uyuşturucuyla mücadele için görevlendirileni sadece 3200 polistir. İşbirliği yapanlardan daha az "mücadele etmekle görevli polis" varsa, bu ülkede uyuşturucu kullanımı azalır mı?
Azalmadığını, meclis komisyonunun verdiği bilgiler de göstermektedir. Azalmamıştır. Çünkü uyuşturucuya karşı köklü bir mücadele yürütülmüyor. Yürütülmez de.
Kendisi uyuşturucudan beslenen polisin, uyuşturucuyu engellemesi, etkili şekilde mücadele etmesi söz konusu olabilir mi? Olmadığı rakamlarla ortadadır.
Uyuşturucu Düzenin Yozlaştırma Aracıdır
Düzenin uyuşturucuyla mücadele etmemesinin nedenlerinden birisi de, halkı uyuşturmaya ihtiyaç duyması, uyuşturarak yönetmesidir.
Gençlik düzenin adaletsizliğini sorgulayacağına, bu adaletsizliğe karşı nasıl mücadele edileceğine kafa yoracağına uyuşturucu kullansın, kendini zehirlesin, düzen için zararsız duruma gelsin. Oligarşinin açık tercihi budur.
Bu nedenle devrimcilerin, halkın uyuşturucu çetelerine karşı mücadelesine engel olmakta, devrimcileri salt yozlaşmaya karşı yürüttükleri mücadeleden dolayı, yıllarca hapiste yatırmaktadır.
Bu nedenle oligarşi yozlaşmaya karşı mücadeleyi, kendi düzenine karşı mücadeleyle eşdeğerde görmektedir. Bu, aynı zamanda, düzenin bu yozlaşma ve çürümüşlük üzerinde ayakta durmaya çalıştığının da göstergesidir.
Tablo bu olunca, elbette, okul kapılarında bile rahatlıkla uyuşturucu satışı yapılabilecektir.
Okul önlerinde uyuşturucu satışı yapılabilir, fakat örneğin, gidip okul önlerinde sol, sosyalist dergilerin, -üstelik bu dergiler mevcut yasalar çerçevesinde çıkan dergiler olduğu halde- satışı aynı rahatlıkla yapılabilir mi? Bilinir ki, yasal dergi satışı yapılan her yerde anında polisler bitmekte, provokasyonlar örgütlemekte, gözaltına almakta, tutuklamakta, dahası kurşunlamaktadırlar.
Bu politikanın sonucudur ki, devrimcileri, demokratik kurumları 24 saat gözetim altında tutan, telefonlarını aralıksız dinleyen, en sıradan eyleminde yüzlerce polis yığan, kitle çalışması yapmasını yasaları da çiğneyerek engelleyen "emniyet teşkilatı", MİT, asker, bu kadar yaygın uyuşturucu satışını engellemek için seferber olmuyor. Bir uyuşturucu operasyonu yapıyorsa, beşinin rahat koşullarda çalışmasına en azından göz yumuyor.
Demek ki, bu düzen uyuşturucuyu değil, ama halkın bilinçlenmesini tehlikeli görüyor. Demek ki olayı; "düzen uyuşturucuyla mücadelede yetersiz kalıyor" diye tanımlayamayız, "düzen uyuşturucuyla mücadele etmiyor" diye tanımlamalıyız.
Tüm bunların sonucu olarak, ülkemizde uyuşturucu kullanımı artmakta, uyuşturucu kullanım yaşı düşmektedir. Yine BM r***rları; uyuşturucu kullanım yaşlarının, uçucu maddede 11, esrarda 16, ecstasyde ise 17'ye indiğini söylüyordu.
Yeni bir araştırma yapıldığında bu rakamlardan daha iyi bir sonuç çıkmayacağı, okul önlerinde, sokaklarda rahatlıkla uyuşturucu satışının yapılabilmesinden de anlaşılıyor. Ki, uyuşturucu satışındaki bu yaygınlığı, TBMM komisyonu da açıklıyor. 5 YTL'ye uyuşturucu bulunabilmesi, yılda 5 milyar dolarlık uyuşturucu tüketimi bile nasıl yaygın bir kullanım olduğunu anlamak için yeterlidir.
Meclis bünyesinde "Uyuşturucuyla Mücadele Komisyonu" kurulmuş olması da yanıltıcı olmamalıdır. O komisyonların işlevleri çoğunlukla, sorunları meclis adına gündeme getiriyor gözükmek, üzerinde duruluyor görüntüsü yarattıktan sonra, olayın üzerini örtmekten ibarettir. Tecrübelerle sabittir.
Bu Düzen Uyuşturucuyu Önleyemez
Okul kapısında 5 liraya eroin satışı yapılan bir ülkede, devletin uyuşturucuya karşı mücadele yürüttüğü söylenemez. Çok sayıda uyuşturucu operasyonunun gerçekleştiriliyor olması da bu gerçeği değiştirmez.
Görünürde sık sık uyuşturucuya karşı operasyonlar yapılır, gözaltına alınanlar tutuklananlar olur. Ama nedense, ortadaki gerçek değişmiyor, halen okul kapılarında 5 liraya uyuşturucu satışı yapılabiliyor. Yani devletin gözü önünde yaygın olarak uyuşturucu satılıyor.
Peki bu nasıl oluyor?
Bunun tek bir izahı vardır. Tek tek uyuşturucu tüketicilerinden öte, bu sistemin uyuşturucuya bağımlılığı vardır.
Sistem, uyuşturucudan gelen paralara ihtiyaç duymaktadır. Uyuşturucu paraları bir şekilde tekellerin denetiminde dönüyor, o kara paralar tekellerin bankalarında aklanıyor. Tekellerin nakit sermaye ihtayacına cevap oluşturuyor.
Sistem, adeta bir müptela gibi, uyuşturucuyu yozlaştırma politikaları çerçevesinde kullanmaktadır. Bir yandan uyuşturucuyu engellemeye çalışıyor görüntüsü yaratırken, diğer yandan gençliğin zehirlenmesine göz yummaktadır.
Yine, uyuşturucuyla mücadele etmesi gereken "güvenlik teşkilatı" da, uyuşturucu rantını yemektedir. Dolayısıyla, çeteci karakteri bilinen bu teşkilatın da uyuşturucu bağımlılığı vardır.
Bu temel nedenlerden dolayıdır ki, bu düzen uyuşturucuyu önleyemez. Tersine uyuşturucu bu sistemin himayesi altında bu kadar yaygınlaşmakta, sıradan bir tüketim maddesi kolaylığında ulaşılabilir hale gelmektedir.
Eğer, gençlerimizin uyuşturucu batağına düşmesini istemiyorsak, öncelikle düzenin kurumlarından, düzenin alışkanlıklarından, kültüründen korumak gerekir, onlardan uzak tutmak gerekir.
Nasıl olsa, bu ülkenin "emniyet teşkilatı var", "devlet uyuşturucu tacirlerine karşı mücadele eder", "devlet çocuklarımızın, yakınlarımızın uyuşturucu ağına düşmesini önler" diye düşünmek yanılgı olur. Tam tersine, bu düzenin kurumlarının olduğu yerde, uyuşturucu da, her türlü yozluk da vardır şeklinde düşünmek gerekir.
Keza, uyuşturucuya karşı mücadele görevini, bu düzenin yerine getirmesini beklemek de boş bir beklenti olacaktır. Uyuşturucuya karşı mücadele görevini de ancak halk verebilir.