AlevîGenç
06-17-2008, 08:47 PM
ALEVİLİĞİN İNANÇ ESASLARI
Her inancın ve düşünce sisteminin temelini teşkil eden kendine özgü inanç temelleri ve ibadet şekilleri vardır. İnsanın içsel huzuru ise, ulaştığı bilincin davranış biçimine dönüştüğü oranda artar. Alevilik bizden önce çokça tartışıldığı için bazı araştırmacılar bu konuya değişik pencerelerden bakmış ve görüş belirtmişlerdir. Bazıları bu esasları yaklaşık olarak belirtmiş,1 bazıları ise Aleviliği hep İslam dışına itme gayretinde oldukları için bu konuyu geçiştirmişlerdir.2 Aleviliği ‘eski Anadolu dinlerinin bir sentezi’ veya ‘başlı başına bir kültür’ olarak gören ve bu bilinçli asimle hareketini yaymaya çalışan bu zevat her konuda olduğu gibi bu konuda da Aleviliği arkadan hançerlemiştir. Yakın zamanda ‘Ali’siz Alevilik’saçmalığı ve ihaneti ile ortaya çıkan vaka gerçekte böyle bir alt yapıdan cesaret almıştır. Ama biz şunu biliyoruz ki, tarihi boyunca dünyada tanrılık taslayanlara ve zalimlere karşı savaşan atalarımızın bizlere bıraktığı miras bu ihaneti bertaraf etmeye yetecektir. Yine biliyoruz ki, atalarımızın bu savaşta gösterdiği süreklilik, Anadolu’nun içi boş eski inançlarından değil, insanları adalete, hayata, barışa çağıran tertemiz vahiyden ve bu vahyin bize öğrettiklerinden kaynağını almıştır. Bu erdemli duruşun prototipi Hz. Ali bu sürekliliğin kaynağını şöyle açıklamıştır:
‘Gerçekten Rabbime iyiden iyiye inanmışım ben, dinimde şüphe yok.’3
1. Aleviliğin İnanç Esasları
Aleviliğin beş tane inanç esası vardır. İman etmenin bir gereği olarak her Alevi, bu inanç esaslarını araştırmalı, aklında en küçük bir şüphe kalmayıncaya kadar bu bilinçlenme sürecine devam etmelidir. Çünkü belirtildiği üzere iman ‘sevgi ve nefretten ibarettir.
1.1. Allah İnancı
Alevilik, Allah’ın varolduğuna, tek olduğuna, eşi ve ortağı olmadığına, maddi ve manevi alemin yani var olan her şeyin Allah tarafından yaratıldığına, mutlak manada her şeye hakim olduğuna her şeye gücü yettiğine, doğmadığına, ihtiyaç sahibi olmadığına ve vasıf edilmekten yüce olduğuna inanır.
Allah ‘a ulaşmanın iki yolu vardır : Birincisi dışsal yoldur. Yani evrenin yaratıldığını düşünerek, yaradılıştaki mükemmelliğe, mevcut düzene ve dengeye bakarak, bu yolla gücü her şeye yeten ve her şeyi bilen mükemmel bir yaratıcının varlığını akılla idrak etmektir. Allah’a ulaşmanın ikinci yolu ise, içsel yoldur. Yani insanın zor durumlar ile karşı karşıya kaldığı durumlarda, sel, deprem, fırtına gibi aciz kaldığı zamanlarda, kendisinden üstün bir güce yalvarması ve ondan yardım dilemesidir. İnsan, Allah‘ın zatı hakkında düşünmemelidir. Çünkü insan, Allah’ın zatı hakkında düşünürse, işin sonunda inkara sapar; işim içinden çıkamaz. Bundan dolayı insanlar, Allah’ın sıfatları hakkında düşünmelidirler; Allah’ın yarattıkları üzerinde düşünerek Allah’ın sıfatlarını tasdik etmelidirler. Rivayet edilir ki, Ehl-i Beyt İmamlarının altıncısı olan İmam Cafer-i Sadık huzurunda birisi “Allah büyüktür.” deyince, İmam Sadık bu şahısa bir soru yönelterek “Allah neyden büyüktür?” buyurmuşlardır. Adam, “Her şeyden” deyince, İmam Sadık “Böyle demekle Onu sınırlandırdın.” diye cevap vermişlerdir. Bunun üzerine adam “Anam, babam sana feda olsun ya İmam, doğrusunu bana öğret!” diye ricada bulunmuş, İmam Sadık ise “Allah vasıf edilmekten büyüktür, de.” buyurmuşlardır.
Tevhid ise, Allah’ı bir bilmek, O’nu her şeyden tenzih etmek, hiçbir şeye benzetmemek, ibadeti yalnız Allah için yapmak, ona eş ve ortaklar koşmamaktır.
Şah İsmail Hatayi, bir şiirinde şöyle demektedir:
‘Şah Hatayım tevhid derya denizdir
Tevhid etmeyenler bizim nemizdir
Pirim Şeyh Safiden4 sermayemizdir
On İ ki İmamın erkânı5 tevhid.’.
1.2. Nübüvvet İnancı
Alevilik, bütün kainatı yaratan, insanlara sayılamayacak kadar rızk veren Allah’ın Rahmet
sıfatı gereği, insanların mutlu olmalarını sağlayacak mükemmel bir programı peygamberler
vasıtasıyla insanlara öğrettiğine inanır. Eğer insanı yaratan Allah, evreni ve insanı yarattıktan sonra, insana mutlu olacağı yolu göstermezse, Allah’ın adalet ve rahmet sıfatları yerine gelmez. İlk peygamber olan Hazret-i Adem ile başlayan ve Hazret-i Muhammet ile biten peygamberlik zincirinin yüz yirmi dört bin halkasına (yani yüz yirmi dört bin peygamberin hepsine) inanmak, Aleviliğin ikinci inanç esasıdır.
17. yy. Alevi şairlerinden Derviş Mehemmed bu konu hakkında şöyle demektedir.
“Yüz yiğirmi dört bin peygamber haktır
Onların ervahı6 ezelden7 paktır8
İlla Muhammed’in menendi9 yoktur
İncil, Zebur, Tevrat, kaf Kurân indi.”10
Peygamberler, insanları iyiliğe kanalize etmek ve onları mutluluğa ulaştırmak için Allah tarafından seçilmiş ve görevlendirilmiş insanlardır. İnsanların ıslah edilmesi noktasında peygamberlerin belli başlı iki tane görevi vardır.
Birinci olarak, kanun koymak ve bu kanunları halka öğretmek suretiyle yaygınlaştırmak; ikinci olarak ise, bu kanunlara sadık kalmak ve bu kanunları en iyi şekilde kendi hayatlarında pratiğe dökmektir. olarak ise, bu kanunlara sadık kalmak ve bu kanunları en iyi şekilde kendi hayatlarında pratiğe dökmektir. Peygamberler dini tebliğ etmeleri sırasında insanların karşısına iki delille çıkarlar. Bunlardan birincisi,insanlara tebliğ ettiklerinin mükemmelliğiyle ve akıl yoluyla karşısındaki insanları ikna etmeleridir. Nitekim Ebu Zerr Gıffari, Ammar Bin Yasir gibi bazı değerli sahabeler bu yolla Hz. Muhammet’e iman etmişlerdir. Ancak bazı insanlar, inat ederler. Ebu Cehil ve diğer bazıları gibi peygamberden olağan üstü olaylar yapmasını isterler. Burada mucize dediğimiz ikinci delil devreye girer. Hz. Muhammet’in mucizeleri, değişik siret ve siyer kitaplarında anlatılmıştır. Ancak biz bunlardan birkaçını aşağıya alalım. Rivayet edilir ki, hicretten sonra Hz. Muhammet ve Müslümanlar, Medine de çeşitli binalar inşa ediyorlardı. Bir gün Ammar Bin Yasir rahatsızlık ve hastalık sebebiyle çalışmaya katılamadı. Bunun üzerine Ammarın birkaç kişinin saldırısına uğrayarak öldürül-düğü söylendi. Peygamber(s) münafıkların bu sözlerini duyar duymaz, bu söylentinin yalan olduğunu anlatmak maksadıyla elinde tutuğu taşı yere attı ve “Yazık! Ey Sümeyye ’nin oğlu! (yani Ammar) Seni isyankar bir grup öldürecek!” dedi.11 Gerçekten de Hz. Muhammet’in vefa-tından sonra, Ammar Bin Yasir’i, Hz. Ali ile Muaviye arasında çıkan savaşta, Muaviye ’nin askerleri öldürmüşlerdir.
Hz. Muhammet’in en büyük mucizesi Kurân’dır. Kurân’da günümüze kadar ulaşan bazı mucizeler vardır. Mesela Firavun’un cesedini Kurân da şöyle anlatılır: “Bunun üzerine Musa ’ya; “Asanı denize vur.” diye vahyettik. Vurunca parçalandı, her biri kocaman dağ gibi oldu”12 “İsrailoğullarını denizden geçirdik.”13 “Denizi de açık bırak; çünkü onlar (açık görecekleri bu yola girip) bir ordu halinde boğulmuş olacaklardır.”14 “Firavun ordusuyla onları takip etti. Deniz de onları içine alıverdi. Hem de ne alış”15 “İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri haksızlık ve düşmanlıkla artlarına düştüler. Firavun boğulacağı anda “İsrailoğullarının iman ettiğinden başka Allah olmadığına inandım, artık bende Müslümanlardanım.” dedi”.16 “Ona: “Şimdi mi inandın; daha önce başkaldırmış ve bozgunculuk etmiştin.” dendi.”17 “ Biz de bu gün seni cansız bedeninle denizden yüksek bir yere atacağız ki arkadan geleceklere bir ibret olasın.”18
Yukarı da anlatılan ve yapılan tariflere aynen uyan bir ceset, 1981 yılında Kızıldeniz kenarın da, Cebelein Mevkiinde bulunmuştur. Secde vaziyetinde buluna cesedin bütün organları tamdır. Hatta başında ki ağarmış saçları ve sakalları bile görünmektedir. Yapılan tetkikler cesedin en az üç bin yıl önceye ait olduğunu ortaya koymuştur. Mumyalanmadan üç bin yıl kadar hiçbir zarar görmeden günümüze ulaşan ceset Londra’da Biritish Museum’da sergilenmektedir. Bu cesedin Firavun’a ait olduğu artık kesinleşmiştir.
1.3. On İki İmam İnancı
Aleviliğin bir diğer inanç esasını imamet, daha açık bir ifade ile On İki İmam inancı teşkil eder. Çünkü peygamberin görevi sadece insanlara dini tebliğ etmek ve uyarmaktır. Nitekim Allah Teala, Kurân-ı Kerimde “Sen ancak bir korkutucusun, her kavmin bir hidayet edeni var” buyurmaktadır. Bu birinci delildir.
İkinci delil ise, ilahi sünnet gereği Allah’ın her Resulun ardından dini koruyacak ve insanları dosdoğru yola hidayet edecek, bir veya birkaç nebi göndermesidir. Ancak, Hz. Muhammet son peygamber olduğundan artık peygamber gelmeyecektir. Bu durumda dini koruyacak ve insanları doğru yola hidayet edecek olanlar İmamlar ’dır.
Ehl-i Sünnet kardeşlerin, en itibar ettikleri hadis kaynağı olan Buhari’nin Sihahında Cabir Bin Sümerre ’den şöyle bir hadis nakledilmektedir: “Resulullah(s) şöyle dedi: “Bu iş (yani inanların ve müslümanlığın yüceliği, insanlığın düzgün bir halde bulunuşu) sürer, gider ve On İki kişi onlara halife olur; işlerini düzene sokar; hepsi de Kureyşten’dir.”19 Ayrıca On İki İmamın geleceğini müjdeleyen bir çok hadis Müslim, Tirmizi, Ebu Davut ve Ahmet Bin Hambel gibi Sünnilerin önde gelen alimleri tarafından da nakledilmiştir. Yine Sünnilerin diğer kaynaklarında, Hz. Muhammet‘ın On İki İmamın isimlerini teker-teker müjdelediği hadisler nakledilmiştir.20
On İki İmamlar sırası ile şunlardır.
1. Hz. İmam Ali
2. Hz. İmam Hasan
3. Hz. İmam Hüseyin
4. Hz. İmam Ali Zeynel Abidin
5. Hz. İmam Muhammed Bakır
6. Hz. İmam Cafer Sadık
7. Hz. İmam Musa Kazım
8. Hz. İmam Ali Rıza
9. Hz. İmam Muhammmed Taki
10. Hz. İmam Ali Naki
11. Hz. İmam Hasan Askeri
12. Hz. İmam Muhammed Mehdi
Üstadımız Pir Sultan Abdal bir şiirinde şöyle
demektedir:
“On İki İmamın bizdedir nuru
Şah-ı Velayetin bizdedir sırrı
Açıktır aynamız, gönlümüz duru
Sedefli mercanlı gönüllerimiz.”21
1.4. Ahiret İnancı
Alevilik, insanların öldükten sonra dirileceğine ve dünya-da yaptıkları işlere göre cezalandırılacağına veya ödüllendirileceğine inanır. İnançlarımızdan birisini de bu teşkil etmektedir.
İnsanı Ahirete inanmayı sevk eden bazı sebepler vardır. Bunlardan birincisi, akli sebeplerdir. Buna göre, dünya hayatından sonra başka bir hayatın olmaması bu hayatı da anlamsız kılacaktır. Böylece iyi ve kötü kavramları ortadan kalkacak, herkes kendi çıkarı peşinden koşacak ve dünya günümüz kapitalist toplumunda olduğu gibi büyük bir kargaşanın eşiğine itilecektir. İşte bu hayatı anlamlı kılma ve dünyada adaletli bir düzen kurmada Ahirete inanmak önemli bir etkendir. Tarih boyunca bütün kavimlerin, kesintisiz bir şekilde Ahiret inancına sahip olması ise, her açıdan üzerinde durulması gereken önemli bir konudur.
İkinci olarak, fıtri sebeplerden bahsedelim. İnsan yaradılışı gereği bazı şeyleri sever, bazı şeyleri ise sevmez. İşte yok olmakta, insanın yaradılışı gereği sevemeyeceği bir duygudur. Eğer bir insan, yok olmayı sevdiğini söylüyorsa ya bunalımdadır. Yada aptal. Zaten bu inancın tarih boyunca bütün kavimlerde görülmesi, insanın yaradılışından (fıtratından) kaynaklandığını göstermektedir.
Bilim açısından ise, telepati, hipnotizma, rüya, ruhlarla ilişki gibi hadiseler ruhun pozitif ispatları, dolayısıyla Ahiretin habercileridir. Pir Sultan Abdal, güzel bir şiirinde şöyle demektedir:
“Pir Sultanım dünya fanidir fani
İnsana verdiler emanet canı
Dünyadan ahrete uludur yolu
Bundan gayrı yol yok, dönesin geri”22
1.5.Adalet İnancı
Aleviliğin inanç esaslarının sonuncusu ise adalet inancıdır. Adalet inancı iki yönlüdür; ilahi adalet ve toplumsal adalet... İlahi adalete göre, Allah mutlak manada adildir; hiç kimseye zulüm etmez. İnsanların başına gelen kötü olaylar, ancak insanların kendi elleriyle kazandıklarıdır. Allah hiçbir şeyi adaletsizce ve boşu boşuna yaratmamıştır. Hiç kimseye kazandığından azını vermez. İtaat edenleri ödüllendirir, isyan edenleri cezalandırır.
Allah Teala, Kurân-ı Kerim ’de şöyle buyurmak-tadır:
“Allah zerre kadar dahi zulüm etmez.”23
Adalet en basit anlamı ile, her şeyi yerli yerine koymaktır. Doğada ve toplumda her şeyin yerli yerinde olması... Doğada, her şeyin bir düzen, bağlantı ve denge içerisinde olması adaletin doğadaki yansımasıdır. Toplumda ise, adaleti tesis etmek, Allah’ın kanunlarını uygulamakla insana düşer. İnsan kendi iradesini kullanarak, sömürüsüz ve zulümsüz, mutlu bir dünyayı tesis eder.
1. Bunlardan bir kaçı için bkz.: Aşık Ali Metin, 1992, Pençe-i Al-i Aba, Aydınlar Mat., s.
M. Teyfik OYTAM, 1970, Bektaşiliğin İçyüzü;Dibi-KöşesiYüzü-Astarı Nedir?, İ stanbul Maarif Kütüphanesi, s. 393
Baki ÖZ; 1996, Alevilik Nedir?, Der Yay., s. 269
2. Bunlardan bir kaçı için bkz.: BİRDOĞAN, aynı eser BENDER, aynı eser 50
3.İmam Ali, aynı eser, s. 191
4. Şeyh Safi: Safevi Devleti’nin kurucusu Şah İsmail’in atası. Asıl adı Şeyh Safiyüddin İshak-ı Erdebili’dir. 1252 yılında doğ du. Babası ile Sincar’dan Erdebil’e göç etmiş ve burada 1334 yılında vefat etmiştir. Burada Şah İsmail’in, soy bağı yerine, dini bağı ön planda tutmasına dikkat edilmelidir
5. Erkân: Rükünler, direkler, dayanaklar: temeller, esaslar
6. Ervah:Ruhlar
7. Ezel: Başlangıcı olmayan geçmiş zaman.
8. Pak: Temiz, kirlenmemiş.
9. Menend:Benzer, eş
10. ERGUN, aynı eser, s. 27
11. Aktaran: Saadettin ŞEREFÜDDİ N, 1996, Ammar bin Yasir, İnsan Yay., s.79
12. Şuara/63
13. Yunus/90
14. Duhan/24
15. Ta-ha/78
16. Yunus/90
17. Yunus/91
18. Yunus/92
19. Sahih-i Buhari, 2/204
20. El- Müracaat, s. 72
21. GÖLPINARLI-BORATAV, aynı eser, s. 172
22. Cahit ÖZTELLİ, 1989, Pir Sultan Abdal, Özgür YayınDağıtım, s. 245
23. Nisa/40
Her inancın ve düşünce sisteminin temelini teşkil eden kendine özgü inanç temelleri ve ibadet şekilleri vardır. İnsanın içsel huzuru ise, ulaştığı bilincin davranış biçimine dönüştüğü oranda artar. Alevilik bizden önce çokça tartışıldığı için bazı araştırmacılar bu konuya değişik pencerelerden bakmış ve görüş belirtmişlerdir. Bazıları bu esasları yaklaşık olarak belirtmiş,1 bazıları ise Aleviliği hep İslam dışına itme gayretinde oldukları için bu konuyu geçiştirmişlerdir.2 Aleviliği ‘eski Anadolu dinlerinin bir sentezi’ veya ‘başlı başına bir kültür’ olarak gören ve bu bilinçli asimle hareketini yaymaya çalışan bu zevat her konuda olduğu gibi bu konuda da Aleviliği arkadan hançerlemiştir. Yakın zamanda ‘Ali’siz Alevilik’saçmalığı ve ihaneti ile ortaya çıkan vaka gerçekte böyle bir alt yapıdan cesaret almıştır. Ama biz şunu biliyoruz ki, tarihi boyunca dünyada tanrılık taslayanlara ve zalimlere karşı savaşan atalarımızın bizlere bıraktığı miras bu ihaneti bertaraf etmeye yetecektir. Yine biliyoruz ki, atalarımızın bu savaşta gösterdiği süreklilik, Anadolu’nun içi boş eski inançlarından değil, insanları adalete, hayata, barışa çağıran tertemiz vahiyden ve bu vahyin bize öğrettiklerinden kaynağını almıştır. Bu erdemli duruşun prototipi Hz. Ali bu sürekliliğin kaynağını şöyle açıklamıştır:
‘Gerçekten Rabbime iyiden iyiye inanmışım ben, dinimde şüphe yok.’3
1. Aleviliğin İnanç Esasları
Aleviliğin beş tane inanç esası vardır. İman etmenin bir gereği olarak her Alevi, bu inanç esaslarını araştırmalı, aklında en küçük bir şüphe kalmayıncaya kadar bu bilinçlenme sürecine devam etmelidir. Çünkü belirtildiği üzere iman ‘sevgi ve nefretten ibarettir.
1.1. Allah İnancı
Alevilik, Allah’ın varolduğuna, tek olduğuna, eşi ve ortağı olmadığına, maddi ve manevi alemin yani var olan her şeyin Allah tarafından yaratıldığına, mutlak manada her şeye hakim olduğuna her şeye gücü yettiğine, doğmadığına, ihtiyaç sahibi olmadığına ve vasıf edilmekten yüce olduğuna inanır.
Allah ‘a ulaşmanın iki yolu vardır : Birincisi dışsal yoldur. Yani evrenin yaratıldığını düşünerek, yaradılıştaki mükemmelliğe, mevcut düzene ve dengeye bakarak, bu yolla gücü her şeye yeten ve her şeyi bilen mükemmel bir yaratıcının varlığını akılla idrak etmektir. Allah’a ulaşmanın ikinci yolu ise, içsel yoldur. Yani insanın zor durumlar ile karşı karşıya kaldığı durumlarda, sel, deprem, fırtına gibi aciz kaldığı zamanlarda, kendisinden üstün bir güce yalvarması ve ondan yardım dilemesidir. İnsan, Allah‘ın zatı hakkında düşünmemelidir. Çünkü insan, Allah’ın zatı hakkında düşünürse, işin sonunda inkara sapar; işim içinden çıkamaz. Bundan dolayı insanlar, Allah’ın sıfatları hakkında düşünmelidirler; Allah’ın yarattıkları üzerinde düşünerek Allah’ın sıfatlarını tasdik etmelidirler. Rivayet edilir ki, Ehl-i Beyt İmamlarının altıncısı olan İmam Cafer-i Sadık huzurunda birisi “Allah büyüktür.” deyince, İmam Sadık bu şahısa bir soru yönelterek “Allah neyden büyüktür?” buyurmuşlardır. Adam, “Her şeyden” deyince, İmam Sadık “Böyle demekle Onu sınırlandırdın.” diye cevap vermişlerdir. Bunun üzerine adam “Anam, babam sana feda olsun ya İmam, doğrusunu bana öğret!” diye ricada bulunmuş, İmam Sadık ise “Allah vasıf edilmekten büyüktür, de.” buyurmuşlardır.
Tevhid ise, Allah’ı bir bilmek, O’nu her şeyden tenzih etmek, hiçbir şeye benzetmemek, ibadeti yalnız Allah için yapmak, ona eş ve ortaklar koşmamaktır.
Şah İsmail Hatayi, bir şiirinde şöyle demektedir:
‘Şah Hatayım tevhid derya denizdir
Tevhid etmeyenler bizim nemizdir
Pirim Şeyh Safiden4 sermayemizdir
On İ ki İmamın erkânı5 tevhid.’.
1.2. Nübüvvet İnancı
Alevilik, bütün kainatı yaratan, insanlara sayılamayacak kadar rızk veren Allah’ın Rahmet
sıfatı gereği, insanların mutlu olmalarını sağlayacak mükemmel bir programı peygamberler
vasıtasıyla insanlara öğrettiğine inanır. Eğer insanı yaratan Allah, evreni ve insanı yarattıktan sonra, insana mutlu olacağı yolu göstermezse, Allah’ın adalet ve rahmet sıfatları yerine gelmez. İlk peygamber olan Hazret-i Adem ile başlayan ve Hazret-i Muhammet ile biten peygamberlik zincirinin yüz yirmi dört bin halkasına (yani yüz yirmi dört bin peygamberin hepsine) inanmak, Aleviliğin ikinci inanç esasıdır.
17. yy. Alevi şairlerinden Derviş Mehemmed bu konu hakkında şöyle demektedir.
“Yüz yiğirmi dört bin peygamber haktır
Onların ervahı6 ezelden7 paktır8
İlla Muhammed’in menendi9 yoktur
İncil, Zebur, Tevrat, kaf Kurân indi.”10
Peygamberler, insanları iyiliğe kanalize etmek ve onları mutluluğa ulaştırmak için Allah tarafından seçilmiş ve görevlendirilmiş insanlardır. İnsanların ıslah edilmesi noktasında peygamberlerin belli başlı iki tane görevi vardır.
Birinci olarak, kanun koymak ve bu kanunları halka öğretmek suretiyle yaygınlaştırmak; ikinci olarak ise, bu kanunlara sadık kalmak ve bu kanunları en iyi şekilde kendi hayatlarında pratiğe dökmektir. olarak ise, bu kanunlara sadık kalmak ve bu kanunları en iyi şekilde kendi hayatlarında pratiğe dökmektir. Peygamberler dini tebliğ etmeleri sırasında insanların karşısına iki delille çıkarlar. Bunlardan birincisi,insanlara tebliğ ettiklerinin mükemmelliğiyle ve akıl yoluyla karşısındaki insanları ikna etmeleridir. Nitekim Ebu Zerr Gıffari, Ammar Bin Yasir gibi bazı değerli sahabeler bu yolla Hz. Muhammet’e iman etmişlerdir. Ancak bazı insanlar, inat ederler. Ebu Cehil ve diğer bazıları gibi peygamberden olağan üstü olaylar yapmasını isterler. Burada mucize dediğimiz ikinci delil devreye girer. Hz. Muhammet’in mucizeleri, değişik siret ve siyer kitaplarında anlatılmıştır. Ancak biz bunlardan birkaçını aşağıya alalım. Rivayet edilir ki, hicretten sonra Hz. Muhammet ve Müslümanlar, Medine de çeşitli binalar inşa ediyorlardı. Bir gün Ammar Bin Yasir rahatsızlık ve hastalık sebebiyle çalışmaya katılamadı. Bunun üzerine Ammarın birkaç kişinin saldırısına uğrayarak öldürül-düğü söylendi. Peygamber(s) münafıkların bu sözlerini duyar duymaz, bu söylentinin yalan olduğunu anlatmak maksadıyla elinde tutuğu taşı yere attı ve “Yazık! Ey Sümeyye ’nin oğlu! (yani Ammar) Seni isyankar bir grup öldürecek!” dedi.11 Gerçekten de Hz. Muhammet’in vefa-tından sonra, Ammar Bin Yasir’i, Hz. Ali ile Muaviye arasında çıkan savaşta, Muaviye ’nin askerleri öldürmüşlerdir.
Hz. Muhammet’in en büyük mucizesi Kurân’dır. Kurân’da günümüze kadar ulaşan bazı mucizeler vardır. Mesela Firavun’un cesedini Kurân da şöyle anlatılır: “Bunun üzerine Musa ’ya; “Asanı denize vur.” diye vahyettik. Vurunca parçalandı, her biri kocaman dağ gibi oldu”12 “İsrailoğullarını denizden geçirdik.”13 “Denizi de açık bırak; çünkü onlar (açık görecekleri bu yola girip) bir ordu halinde boğulmuş olacaklardır.”14 “Firavun ordusuyla onları takip etti. Deniz de onları içine alıverdi. Hem de ne alış”15 “İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri haksızlık ve düşmanlıkla artlarına düştüler. Firavun boğulacağı anda “İsrailoğullarının iman ettiğinden başka Allah olmadığına inandım, artık bende Müslümanlardanım.” dedi”.16 “Ona: “Şimdi mi inandın; daha önce başkaldırmış ve bozgunculuk etmiştin.” dendi.”17 “ Biz de bu gün seni cansız bedeninle denizden yüksek bir yere atacağız ki arkadan geleceklere bir ibret olasın.”18
Yukarı da anlatılan ve yapılan tariflere aynen uyan bir ceset, 1981 yılında Kızıldeniz kenarın da, Cebelein Mevkiinde bulunmuştur. Secde vaziyetinde buluna cesedin bütün organları tamdır. Hatta başında ki ağarmış saçları ve sakalları bile görünmektedir. Yapılan tetkikler cesedin en az üç bin yıl önceye ait olduğunu ortaya koymuştur. Mumyalanmadan üç bin yıl kadar hiçbir zarar görmeden günümüze ulaşan ceset Londra’da Biritish Museum’da sergilenmektedir. Bu cesedin Firavun’a ait olduğu artık kesinleşmiştir.
1.3. On İki İmam İnancı
Aleviliğin bir diğer inanç esasını imamet, daha açık bir ifade ile On İki İmam inancı teşkil eder. Çünkü peygamberin görevi sadece insanlara dini tebliğ etmek ve uyarmaktır. Nitekim Allah Teala, Kurân-ı Kerimde “Sen ancak bir korkutucusun, her kavmin bir hidayet edeni var” buyurmaktadır. Bu birinci delildir.
İkinci delil ise, ilahi sünnet gereği Allah’ın her Resulun ardından dini koruyacak ve insanları dosdoğru yola hidayet edecek, bir veya birkaç nebi göndermesidir. Ancak, Hz. Muhammet son peygamber olduğundan artık peygamber gelmeyecektir. Bu durumda dini koruyacak ve insanları doğru yola hidayet edecek olanlar İmamlar ’dır.
Ehl-i Sünnet kardeşlerin, en itibar ettikleri hadis kaynağı olan Buhari’nin Sihahında Cabir Bin Sümerre ’den şöyle bir hadis nakledilmektedir: “Resulullah(s) şöyle dedi: “Bu iş (yani inanların ve müslümanlığın yüceliği, insanlığın düzgün bir halde bulunuşu) sürer, gider ve On İki kişi onlara halife olur; işlerini düzene sokar; hepsi de Kureyşten’dir.”19 Ayrıca On İki İmamın geleceğini müjdeleyen bir çok hadis Müslim, Tirmizi, Ebu Davut ve Ahmet Bin Hambel gibi Sünnilerin önde gelen alimleri tarafından da nakledilmiştir. Yine Sünnilerin diğer kaynaklarında, Hz. Muhammet‘ın On İki İmamın isimlerini teker-teker müjdelediği hadisler nakledilmiştir.20
On İki İmamlar sırası ile şunlardır.
1. Hz. İmam Ali
2. Hz. İmam Hasan
3. Hz. İmam Hüseyin
4. Hz. İmam Ali Zeynel Abidin
5. Hz. İmam Muhammed Bakır
6. Hz. İmam Cafer Sadık
7. Hz. İmam Musa Kazım
8. Hz. İmam Ali Rıza
9. Hz. İmam Muhammmed Taki
10. Hz. İmam Ali Naki
11. Hz. İmam Hasan Askeri
12. Hz. İmam Muhammed Mehdi
Üstadımız Pir Sultan Abdal bir şiirinde şöyle
demektedir:
“On İki İmamın bizdedir nuru
Şah-ı Velayetin bizdedir sırrı
Açıktır aynamız, gönlümüz duru
Sedefli mercanlı gönüllerimiz.”21
1.4. Ahiret İnancı
Alevilik, insanların öldükten sonra dirileceğine ve dünya-da yaptıkları işlere göre cezalandırılacağına veya ödüllendirileceğine inanır. İnançlarımızdan birisini de bu teşkil etmektedir.
İnsanı Ahirete inanmayı sevk eden bazı sebepler vardır. Bunlardan birincisi, akli sebeplerdir. Buna göre, dünya hayatından sonra başka bir hayatın olmaması bu hayatı da anlamsız kılacaktır. Böylece iyi ve kötü kavramları ortadan kalkacak, herkes kendi çıkarı peşinden koşacak ve dünya günümüz kapitalist toplumunda olduğu gibi büyük bir kargaşanın eşiğine itilecektir. İşte bu hayatı anlamlı kılma ve dünyada adaletli bir düzen kurmada Ahirete inanmak önemli bir etkendir. Tarih boyunca bütün kavimlerin, kesintisiz bir şekilde Ahiret inancına sahip olması ise, her açıdan üzerinde durulması gereken önemli bir konudur.
İkinci olarak, fıtri sebeplerden bahsedelim. İnsan yaradılışı gereği bazı şeyleri sever, bazı şeyleri ise sevmez. İşte yok olmakta, insanın yaradılışı gereği sevemeyeceği bir duygudur. Eğer bir insan, yok olmayı sevdiğini söylüyorsa ya bunalımdadır. Yada aptal. Zaten bu inancın tarih boyunca bütün kavimlerde görülmesi, insanın yaradılışından (fıtratından) kaynaklandığını göstermektedir.
Bilim açısından ise, telepati, hipnotizma, rüya, ruhlarla ilişki gibi hadiseler ruhun pozitif ispatları, dolayısıyla Ahiretin habercileridir. Pir Sultan Abdal, güzel bir şiirinde şöyle demektedir:
“Pir Sultanım dünya fanidir fani
İnsana verdiler emanet canı
Dünyadan ahrete uludur yolu
Bundan gayrı yol yok, dönesin geri”22
1.5.Adalet İnancı
Aleviliğin inanç esaslarının sonuncusu ise adalet inancıdır. Adalet inancı iki yönlüdür; ilahi adalet ve toplumsal adalet... İlahi adalete göre, Allah mutlak manada adildir; hiç kimseye zulüm etmez. İnsanların başına gelen kötü olaylar, ancak insanların kendi elleriyle kazandıklarıdır. Allah hiçbir şeyi adaletsizce ve boşu boşuna yaratmamıştır. Hiç kimseye kazandığından azını vermez. İtaat edenleri ödüllendirir, isyan edenleri cezalandırır.
Allah Teala, Kurân-ı Kerim ’de şöyle buyurmak-tadır:
“Allah zerre kadar dahi zulüm etmez.”23
Adalet en basit anlamı ile, her şeyi yerli yerine koymaktır. Doğada ve toplumda her şeyin yerli yerinde olması... Doğada, her şeyin bir düzen, bağlantı ve denge içerisinde olması adaletin doğadaki yansımasıdır. Toplumda ise, adaleti tesis etmek, Allah’ın kanunlarını uygulamakla insana düşer. İnsan kendi iradesini kullanarak, sömürüsüz ve zulümsüz, mutlu bir dünyayı tesis eder.
1. Bunlardan bir kaçı için bkz.: Aşık Ali Metin, 1992, Pençe-i Al-i Aba, Aydınlar Mat., s.
M. Teyfik OYTAM, 1970, Bektaşiliğin İçyüzü;Dibi-KöşesiYüzü-Astarı Nedir?, İ stanbul Maarif Kütüphanesi, s. 393
Baki ÖZ; 1996, Alevilik Nedir?, Der Yay., s. 269
2. Bunlardan bir kaçı için bkz.: BİRDOĞAN, aynı eser BENDER, aynı eser 50
3.İmam Ali, aynı eser, s. 191
4. Şeyh Safi: Safevi Devleti’nin kurucusu Şah İsmail’in atası. Asıl adı Şeyh Safiyüddin İshak-ı Erdebili’dir. 1252 yılında doğ du. Babası ile Sincar’dan Erdebil’e göç etmiş ve burada 1334 yılında vefat etmiştir. Burada Şah İsmail’in, soy bağı yerine, dini bağı ön planda tutmasına dikkat edilmelidir
5. Erkân: Rükünler, direkler, dayanaklar: temeller, esaslar
6. Ervah:Ruhlar
7. Ezel: Başlangıcı olmayan geçmiş zaman.
8. Pak: Temiz, kirlenmemiş.
9. Menend:Benzer, eş
10. ERGUN, aynı eser, s. 27
11. Aktaran: Saadettin ŞEREFÜDDİ N, 1996, Ammar bin Yasir, İnsan Yay., s.79
12. Şuara/63
13. Yunus/90
14. Duhan/24
15. Ta-ha/78
16. Yunus/90
17. Yunus/91
18. Yunus/92
19. Sahih-i Buhari, 2/204
20. El- Müracaat, s. 72
21. GÖLPINARLI-BORATAV, aynı eser, s. 172
22. Cahit ÖZTELLİ, 1989, Pir Sultan Abdal, Özgür YayınDağıtım, s. 245
23. Nisa/40