QATRE
06-13-2008, 05:40 PM
Uzak diyarlara sığdırmaya çalışıyordu içinde ki boşluğu ve zamanın acizliğini. Benliğini yıllanmış kasnak gergefinde, az da olsa kanıtlamak istiyordu deli kız. Yaşadığı sosyete de zaman sayrı, takvimler sarhoştu. Parantez içler abacı, eksiliyordu ha bire.
Kendisininde yer aldığı bu içlerde, kimsenin bilemeyeceği, ya da çok az insanın hissedebileceği
bir aşk taşıyordu, damarlarında gürül gürül akan. Yüreğinde ve ruhunun derinliklerinde kekik kokulu yaylalardan geçiyordu. Dere kenarlarından çiğelem toplarken, kıyılara vuruyordu kum tanesi gibi. Bitmeyecek bir sevdaya bu derelerden dolu dolu akıtıyordu Ren nehrini. İçinde ki saf çocuk ne kadar dayanırdı bilemiyordu. Güruh yaşamın bağnaz ilişkilerinde, yüreğinde ki o gizemli sese kulak veriyordu. O zaman daha bir güzel bakıyordu hayata. Gökkuşağı elvan elvan doğuyordu palyaço dünyasında.
Hayat çemberinde, sendeliyordu zaman zaman. Yürüdüğü yolun tozlu sessizliği gözlerini yaşartıyordu. Nemli gözlerle uzaklara bakarken, tutunacağı bir baston arıyordu. Konaklamak istiyordu göl kenarlarında. Süphandağı eteklerinde bekliyordu poyraz esişlerini.Ya da yanaklarını okşayan mutluluk meltemlerini. Beklerken üşüyordu. O anlarda işte, o büyülü aşkı düşünüyordu. Güçleniyordu gerçekten, uzun bir hastalıktan halsiz kalmış bir hastanın yeniden iyileşmesi gibi, dengesini buluyordu.
Ve anlıyordu ki o, aşkın içinde aşkı, sevginin içinde sevmeyi seviyordu. Kalbinin ehramlarında kraliçe esprisi taşıyordu bir nevi.
Deli kız, aşkında yer eden bu espriyi yakamoza, yakamozu da gün aydınlığına benzetiyordu. Bir yansıma da olsa gerçekti o. Yüreğinin çoğrafyasında edebî arkadaşıydı. O’nu kelimelere dökmek, kalemini gül hokkasına banır gibiydi. Rüzgârın hafif, ince kâküllerini okşar gibiydi.
Yaşamı O’nunla, tıpkı deniz yalnızlığında, okyanus özgürlüğünde sevmek gibiydi. Yakamozsuz zamanı bulutların ardına saklıyordu ama, gömmezdi kahrolmuşluğunu içine. Bekliyordu; turnaların göçüşünü bekliyordu. Yüreğinin çoğrafyasında ki pusulaya aktarıyordu hezimetlerini. Kadeh kadeh içiyordu beslediği istikametini. Özlemin rengiyle kırmızıya boyuyordu sarıda ki hüznü. Güven ve sevginin içten içe çürümeye başladığı sayrının kanserli hücresini, insan içinde insanca yaşamak için, beyazın renginden insüline aktarıyordu.
Eh! Aşk bu, elâ gözlerin mahmur süzülüşünde kaybolmak gibi bir aşk.
28/07/2007
Sevdamsin
Kendisininde yer aldığı bu içlerde, kimsenin bilemeyeceği, ya da çok az insanın hissedebileceği
bir aşk taşıyordu, damarlarında gürül gürül akan. Yüreğinde ve ruhunun derinliklerinde kekik kokulu yaylalardan geçiyordu. Dere kenarlarından çiğelem toplarken, kıyılara vuruyordu kum tanesi gibi. Bitmeyecek bir sevdaya bu derelerden dolu dolu akıtıyordu Ren nehrini. İçinde ki saf çocuk ne kadar dayanırdı bilemiyordu. Güruh yaşamın bağnaz ilişkilerinde, yüreğinde ki o gizemli sese kulak veriyordu. O zaman daha bir güzel bakıyordu hayata. Gökkuşağı elvan elvan doğuyordu palyaço dünyasında.
Hayat çemberinde, sendeliyordu zaman zaman. Yürüdüğü yolun tozlu sessizliği gözlerini yaşartıyordu. Nemli gözlerle uzaklara bakarken, tutunacağı bir baston arıyordu. Konaklamak istiyordu göl kenarlarında. Süphandağı eteklerinde bekliyordu poyraz esişlerini.Ya da yanaklarını okşayan mutluluk meltemlerini. Beklerken üşüyordu. O anlarda işte, o büyülü aşkı düşünüyordu. Güçleniyordu gerçekten, uzun bir hastalıktan halsiz kalmış bir hastanın yeniden iyileşmesi gibi, dengesini buluyordu.
Ve anlıyordu ki o, aşkın içinde aşkı, sevginin içinde sevmeyi seviyordu. Kalbinin ehramlarında kraliçe esprisi taşıyordu bir nevi.
Deli kız, aşkında yer eden bu espriyi yakamoza, yakamozu da gün aydınlığına benzetiyordu. Bir yansıma da olsa gerçekti o. Yüreğinin çoğrafyasında edebî arkadaşıydı. O’nu kelimelere dökmek, kalemini gül hokkasına banır gibiydi. Rüzgârın hafif, ince kâküllerini okşar gibiydi.
Yaşamı O’nunla, tıpkı deniz yalnızlığında, okyanus özgürlüğünde sevmek gibiydi. Yakamozsuz zamanı bulutların ardına saklıyordu ama, gömmezdi kahrolmuşluğunu içine. Bekliyordu; turnaların göçüşünü bekliyordu. Yüreğinin çoğrafyasında ki pusulaya aktarıyordu hezimetlerini. Kadeh kadeh içiyordu beslediği istikametini. Özlemin rengiyle kırmızıya boyuyordu sarıda ki hüznü. Güven ve sevginin içten içe çürümeye başladığı sayrının kanserli hücresini, insan içinde insanca yaşamak için, beyazın renginden insüline aktarıyordu.
Eh! Aşk bu, elâ gözlerin mahmur süzülüşünde kaybolmak gibi bir aşk.
28/07/2007
Sevdamsin